• 28.06.2014 00:00
  • (2429)

 Meclis'e sevk edilen çözüm yasasına ilişkin ilk tepkiler olumlu. Sağduyu sahibi birçok insan söz konusu yasa tasarısını "olağanüstü bir adım", "devrim niteliğinde bir gelişme" olarak değerlendirdi. Sürecin aktörlerinden Abdullah Öcalan'ın konuya ilişkin mesajı da benzer içerikteydi; Öcalan, hükümetin attığı bu önemli adım için "tarihi önemde gelişme" dedi. Ancak, bu gelişmeyi şüpheyle karşılayan çevreler de yok değil. Çözüm sürecine karşı ilk günden bu yana açık veya gizli muhalefet eden çevreler, bu hamleyi Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı adaylığı için yapılmış bir "seçim yatırımı" gibi lanse edip gözden düşürmeye çalışıyorlar. Yasa tasarısının zamanlamasına dikkat çeken çevreler, bu kapsamlı adımı "Kürtlere rüşvet" olarak değerlendiriyor. Diyarbakır'a giderek Kürtlere hükümeti şikâyet eden ve çözüm sürecinin yasalaşması gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu da, bu yasa karşısında ilk çark edenlerden oldu. Kılıçdaroğlu, altı maddelik tasarıda yer alan, kamu görevlilerini koruyan maddenin çıkarılması şartıyla tasarıya destek vereceklerini açıkladı. 

Bu itirazları ayrıntılı olarak değerlendirmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Söz konusu yasa tasarısı Erdoğan'ın seçim yatırımı mı? Seçilme endişesi taşıyan Erdoğan Kürtlere rüşvet vererek cumhurbaşkanlığını garanti altına almaya mı çalışıyor?

Seçim yatırımı siyasetin ayrılmaz bir parçasıdır. Partiler ve liderler hedef ve amaçlarını, atacakları adımları elbette seçimlere göre ayarlamak zorundadır. Demokratik siyasetin özü de budur. Başbakan Erdoğan'ın hamlelerini doğru anlamak veya anlamaya çalışmak gibi bir kaygı taşımayanlar, akıllarına gelen ilk çürük düşünceyi muhteşem bir fikir gibi öne sürme hatasına düşüyorlar. Hâlbuki bir iktidar partisi liderinin her vatandaşın oyuna talip olması kadar doğal bir şey yoktur.

Ancak Erdoğan da her politikacı kadar rasyoneldir; peş peşe bu kadar çok seçim kazanan bir lider herhalde oyların nereden geleceğini veya gelmeyeceğini, talip olduğu oyları hangi kesimden alacağını veya alamayacağını kestirebilir. Muhafazakâr Kürtlerin oyları zaten AK Parti oylarıdır. Bundan önceki seçim sonuçları, Kürtlerin büyük bir kısmının Erdoğan'ı desteklediğini  açık biçimde gösteriyor. HDP oylarının da ne kadar kemik oylar olduğunun herhalde hepimiz farkındayız. HDP/BDP çizgisindeki Kürt hareketinin son yirmi yılda girdiği bütün seçim sonuçları incelendiğinde, oy oranlarının şu ana kadar sadece tek bir seçimde ( 2002 Genel seçimlerinde, DEHAP Türkiye genelinde oy oranını yüzde 6,14’e çıkardı, aldığı toplam oy ise1.933.680.) ancak 6,14'ü bulduğu görülecektir. Kürt siyasal partileri, 2002 sonrasındaki seçimlerin hiçbirinde 6,14'ü yakalayamadı. Büyük çatışmalar, ölümler, yıkımlar, değişim süreçleri yaşanmasına karşın, Kürt hareketi hâlihazırdaki tabanını korudu, deyim yerindeyse oylarını kemikleştirdi. Hiçbir gelişme bu gerçeği değiştirmedi. 30 Mart yerel seçimlerinde bile BDP yüzde 6,14'ü bulamadı.

Başbakan Erdoğan'ın HDP oylarına göz dikerek Çankaya Köşkü'ne çıkmayı planladığını iddia etmek ciddi bir çarpıtmadır. Bu değerlendirmenin altında aslında başka bir hesap gizli; Erdoğan'ın birinci turda seçilmesini önlemek için CHP-MHP blokunun yüzde 40, BDP'nin ise Demirtaş liderliğinde seçime girerek yüzde 10'u bulmasını istiyorlar. Kürt siyasi hareketini buna ikna etmek için de sistematik halde BDP'nin oy oranlarını yüzde 10 civarında gösteren şişirme anketler yayımlıyorlar. Cumhurbaşkanlığı seçimleri özelliği itibarıyla ilk kez HDP'nin toplam oyunun da ne kadar olduğunu öğrenme şansı bulacağımız bu seçimde, benim tahminim, HDP'li adayın yüzde 7 civarında kalacağı yönünde. 

"Bütün bunlar Erdoğan’ın seçim yatırımı değil de nedir öyleyse?" diye itiraz edenler çıkacaktır. Evet, Erdoğan'ın bir şeylere yatırım yaptığı ve hesabını iyi bildiğini kabul edersek, çözüm yasasının basit bir seçim yatırımı değil; Türkiye'nin geleceğine yatırım olduğunu da görebiliriz. Erdoğan, çözüm sürecini resmileştirerek, parlamentoya taşıyarak Türkiyeli seçmene yeni, demokratik bir Türkiye vaat ediyor. 40 yıldır şiddetin, kaosun hâkim olduğu, ayağına pranga vurduğu Türkiye'yi daha ileriye taşıma sözü veriyor. Seçmenin uzak görüşlülüğüne yatırım yapıyor Erdoğan, yüzde 5'lik BDP oylarına değil. Erdoğan'ın hâlâ küçük bir iktidar oyunu oynamadığını, küçük hesaplar peşinde olmadığını anlamadıkları veya kabul edemedikleri için  böyle yüzeysel ve kolaycı değerlendirmeler yapıp, adına da "düşünce", "fikir", "politik analiz" diyorlar. Bu türden bir muhalefet ve etrafındaki yazar çevresi bugüne dek insanı ve toplumsal huzuru esas alan hiçbir projeye imza atmamış olduklarından olsa gerek, Erdoğan’ı da kendileri gibi sanıyorlar. Bunun öyle olmadığını anlamak için sanırım birkaç seçim yenilgisi daha tatmaları gerekecek.