• 18.07.2014 00:00
  • (2581)

 Selahattin Demirtaş, seçim kampanyasında "Bir cumhurbaşkanı düşünün; bağlamadan başka bir şey çalmıyor" sloganını kullanıyor. Başbakan Erdoğan'a gönderme yapıyor slogan; 30 Mart yerel seçimlerinde CHP tarafından "Başçalan" şiarıyla şarkılar bestelendi, çalındı, söylendi.

Ne var ki bugün Demirtaş’ın söylediği ve 17 Aralık darbesinin temel sloganı olan bu şarkının söz ve müziği Cemaat’e ait. İlk olarak, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın dilinden hiç düşürmediği “NATO Gladyosu”nun merkezi Brüksel'e kaçan Emre Uslu tarafından, "Fuat Avni" mahlasıyla açılan twitter hesabı üzerinden piyasaya sürüldü. 17-25 Aralık'ta Cemaat’e eşlik etmekte beis görmeyen ulusalcılar ve solcular hep birlikte bu şarkıyı söyleyip sokaklarda dans ettiler. 17 Aralık, toplumsal muhalefetin bir ayakkabı kutusuna sokulmasının da hikâyesidir. Bu operasyonla muhalefetin enerjisi devlet içindeki bir çetenin gerçekleştirmeye kalktığı darbe girişimine kanalize edildi. Demirtaş'ın, seçim kampanyasını PKK lideri Abdullah Öcalan'ın "darbe" diye nitelediği, KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık'ın da "Amerika'nın Erdoğan'dan kurtulma operasyonu" olarak değerlendirdiği 17 Aralık darbesinin ruhu ve sloganları üzerine bina etmesi yanılgıdan da öte, bir trajedidir. Kürt hareketinin bugüne kadarki özgün duruşuyla da çelişmektedir. 

Kürt siyasetinin tabanı, cumhurbaşkanı adaylarının hiç olmadığı kadar Türkiye genelinde ilgi ve destek görmesinden haklı olarak gurur duyuyorlar. Bu gururu yaşamayı kuşkusuz en çok BDP tabanı hak etti. Yıllardır dışlanan, varlığı yok sayılan bir topluluğun gösterdiği adayın kimliğiyle kabul görmesi, sevgiyle karşılanması elbette büyük bir başarıdır; bunu demokrasi mücadelesinin zaferi olarak değerlendirmek gerekiyor. Onca bedel ödedikten sonra Kürt siyaseti, yok sayıldığı ülkenin en tepesindeki makam için yasal bir yarışa giriyor. 

Ancak Demirtaş'ın seçim kampanyasını coşkuyla pazarlayan çevrelerin sevincinin kaynağını da görmek zorundayız. Kürt hareketini 17 Aralık darbesinin peşine takamayanların yarım kalan duyguları, Demirtaş'ın adaylığı ve söylemleriyle serbest kaldı, coşkulu bir sevince dönüştü. Demirtaş'ı Batı'da sahiplenen, yere göğe sığdıramayan isimler aynı zamanda 17 Aralık darbesinin medya ayağını oluşturan kesimlerdi; bu gerçeği göz ardı etmek kolay mı? "Olabilir, bizi ilgilendirmez, Demirtaş'ı da bağlamaz" demek de mümkün. "Erdoğan düşmanlığı politik olarak ilk kez Kürtlerin işine yaradı" da denebilir. Durum bu kadar ‘sade’ olsaydı kesinlikle ben de Demirtaş'ı desteklerdim; ama maalesef durum öyle değil. Şüphesiz, Demirtaş'ın bağlaması güzel çalıyor, ezgiler kulağa hoş geliyor ve dinleyiciye keyif veriyor olabilir. Nihayetinde özgürlüğe ve demokrasiye susamış bir dinleyici var karşıda. Fakat Demirtaş'ın bağlaması, söz ve bestesi Cemaat’e ait şarkı ve türküleri çalıyor ki, o şarkılardı ulusalcıları, solcuları ve beyaz Türkleri baştan çıkaran. Şimdi de bu bağlamanın verdiği keyifle BDP tabanını da Erdoğan karşıtı cepheyle çaktırmadan kaynaştırıyorlar. Piste çıkanlar, halaya katılanlar heyecanla, el ele aynı şarkıyı söylemeye başlıyor. Oysa Cemaat’in bağlamasıyla kimse demokrasi ve özgürlük türküleri söyleyemez; o bağlamanın –Cemaat’in- tezenesi olur insan ancak. 

Demirtaş'ın paralel devlet gerçeğini göz ardı ederek Cemaat’in ürettiği "Başçalan Erdoğan" ve "Erdoğan diktatör" siyasetine sarılmasını hafife alanlar hatta düşünmeye değer bile bulmayanlar olabilir. Fakat Türkiye'de olup bitenleri anlamak isteyenler şarkı ve türkülerin yarattığı bu cümbüşün arkasındaki gerçeklere gözlerini kapayamaz. BDP'deki iki dönem şartı nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kalan, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı istekleri yanıt bulmadığı için de küsen ve "siyaset planım yok" diyerek kenara çekilen Demirtaş'ın birdenbire HDP'nin başına getirilmesi, cumhurbaşkanı adayı olarak -kendini dayatması- belirlenmesi ve 17 Aralık darbesine kalkışanların söylemleriyle meydanlarda boy göstermesi, Kürt mahallesinde etkili olan derin lobinin başarısı olabilir ancak. 

10 Ağustos'taki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin anlamını hâlâ kavramayanlar için hatırlatalım. Öcalan, bu seçimleri "Barışa giden yolda tarihsel bir referandum" olarak tanımlıyor. Meseleyi "Erdoğan'ın diktatörlüğüne" indirgeyenlerin, Öcalan ve Erdoğan'ı birlikte hedef alan paralel devlete karşı girişilen bu tarihsel mücadeleyi anlamamaları çok normal. Onların payına ne yazık ki çözümün düşmanlarıyla Şişli'de dans etme hayalini kurmak kalıyor.