• 20.07.2014 00:00
  • (3395)

 Selahattin Demirtaş'ın cumhurbaşkanlığı adaylığı, merkez medyanın önemli kalemleri tarafından "bir yıldızın doğuşu" olarak topluma sunuluyor. Demirtaş'ın tutum belgesini açıkladığı toplantının ardından bu yöndeki değerlendirmeler zirve yaptı. Doğrusu geniş bir çevre de bu görüşü paylaşıyor. Kaç haftadır gazete ve televizyonlarda neredeyse bir tek bu konu işleniyor; Demirtaş'ın Türkiyeli bir lidere dönüşme hikayesi anlatılıyor. 

Gerçekten Kürt siyaseti yeni bir Türkiyeli lider mi çıkardı? 

Demirtaş, Türkiye siyasetinin yeni yıldızı mı? 

Böyle bir tartışmanın varlığı bile kuşkusuz Kürtler için bir gurur vesilesidir. Kürt hareketi haklı olarak kendi cumhurbaşkanı adayının Türkiye genelinde sevgiyle karşılanmasından memnuniyet duyuyor. Aksi yöndeki görüş ve fikirlerin heyecanlarına gölge düşürmesinden de rahatsızlar. Ancak "bir liderin doğuşu" gibi ciddi bir meseleye aidiyetlerimizden biraz sıyrılarak bakmamız gerekiyor. 

Türkiye'de bir liderin doğuşu öyle kolay gerçekleşebilecek bir mesele değil. Güç merkezleriyle çatışmadan yeni bir liderin doğması, yıldızının parlaması zordur. Biraz gerçekçi olalım; güç merkezlerinin ebeliğini yaptığı bir politikacı ne kadar lider olabilir? Kabul edelim ki siyasi tarihimizde güç merkezlerinden bağımsız doğan liderlerin kolay parladığı görülmemiştir. Bugün lider olarak ortak kabul gören birkaç isim de ancak güç merkezleriyle çarpışa çarpışa parlak bir yıldıza dönüşmüştür.

Yıldızı birden parlayan liderlerin ise arkasında genelde bu ülkenin değişik güç merkezleri ve derin odaklar bulunuyor. Buna yakın tarihteki en iyi örnek de Kemal Kılıçdaroğlu'dur. Okur hatırlayacaktır Kılıçdaroğlu'nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı seçimlerinde nasıl "Gandi Kemal" olarak ünlendiğini. Adaylığı öncesinde ekranlarda aylarca yıldızı parlatılmıştı. Elindeki "yolsuzluk" belgeleriyle AK Parti'lilere nefes aldırmıyordu. Elindeki belgelerle partisi CHP'nin ve lideri Baykal'ın yapamadığını başarıyordu Kılıçdaroğlu. Akıllı, gerçekçi ve kamuoyunu ikna eden bir muhalefet anlayışı sergiliyordu. Kendisine o gizli belgelerin hangi güç ve çevrelerce verildiği sorgulanmadı pek. CHP'lilerin ve parti tabanının takdirini kazanana dek sürdü bu hikaye. Ta ki Deniz Baykal'a kaset kumpası yaşanana dek. Kurultay şampiyonu Baykal beklemediği yerden vuruldu. Kemal Bey'in bir yıldız olarak doğuşu, aslında bir kaset komplosundan ibarettir. Tabii sonradan WikiLeaks Türkiye belgelerinde tam da bu konuyla ilgili Hillary Clinton'ın yazışmaları ortaya çıktı. Clinton, Deniz Baykal'a nasıl bir alternatif yaratabileceklerini, Baykal'ın nasıl aşılacağını soruşturuyordu bu yazışmalarda. 

Dikkat edilirse Kemal Kılıçdaroğlu'nun bir yıldız olarak doğuşu Deniz Baykal'a yönelik kaset darbesinin gerçekleşmesiyle tamamlandı. Ve "Gandi Kemal"i açık ve gizlice destekleyenler ise ülkedeki temel iki güç merkeziydi: Doğan grubu ve Cemaat.

Kemal Kılıçdaroğlu 17 Aralık darbesinde CHP'nin "Cumhuriyet'in kurucu partisi" hüvviyetini bir tarafa atarak ulusal güvenliği tehdit eden, uluslararası istihbarat kuruluşlarıyla bağlantılı cemaatin top sakallı çete üyelerinden birine dönüştü. Orduya kumpas yapan cemaatin abilerinden biri olup çıktı. "Gandi Kemal" ile birlikte CHP'ye monte edilen isimler ise 17-25 Aralık darbesinde Özel Harp Dairesi elemanı profili çizdiler. 

Doğan grubu ve Cemaat'in ebeliğini yaptığı yeni liderlere mesafeli olmakta fayda var. Coşkulara kapılıp gerçekleri ıskalamayalım; dış güç merkezleriyle içerideki güç merkezleri uzun bir süredir Kürt hareketi içinde Öcalan karşıtı bir eğilimi güçlendirmeye çalışıyor. Doğan grubu yazarları ile Cemaat abilerinin Selahattin Demirtaş'ı "Türkiye halklarının lideri" olarak ilan etmesi öyle sevinçle karşılanacak bir gelişme olamaz. "Yeni liderler"in doğuşundan sonra genelde asıl lidere karşı darbe ve komplo geliştirilmiştir. "Yeni lideri" coşkuyla pazarlayanların aslında asıl lideri mezara gömmek için sabırsızlandığını unutmayalım.