• 26.07.2014 00:00
  • (2715)

 Derin devlete yönelik operasyonda gözaltına alınan polislerin kelepçeli şovları ve cemaatin gazete ve televizyonlarının meseleyi "haram lokma yemedik" başlığıyla gündemleştirmesi bir mağduriyet arayışından kaynaklanıyor. Bu gibi durumlarda masumiyet duygusu psikolojik bir ihtiyaç olarak belirir. Büyük davalarda ise siyasi bir kalkan, savunma işlevi görür. Yakın tarihteki büyük siyasi soruşturmalar ciddi mağduriyetler yarattığı gibi bazı suçları örtmek için kalkan olarak da kullanıldı. Darbe planlayan generallerin çoğu topluma karşı işledikleri suçla yüzleşme yerine sahte mağduriyet hikayeleri uydurmayı tercih etti; fakat haksız kovuşturmalar sebebiyle hayatını hapishanelerde büyük bir üzüntü içinde kaybeden gerçek mağdurlar olduğunu da biliyoruz. 

* *

Hukuk dışına çıkan, devlet içinde gizli bir örgütün parçası olan, seçilmiş hükümete yönelik darbe yapan polislerin, bu suçlarından ötürü gözaltına alınırken "haram yemedik" demeleri onları ne mağdur, ne kahraman yapar. "Haram yemedik" diyenlerin yedikleri haltları sıralamaya kalksak buradan köye yol olur. Mesela Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı hangi amaçla takip edilip görüşmeleri kayda alındı? Başbakan'ın diğer ülke liderleriyle yaptığı görüşmeler neden dinlendi? Bu ülkenin Milli İstihbarat Teşkilatı'nın internet hattı neden izlendi? MİT Müsteşarı Hakan Fidan neden sahte isimle dinlenip "terör örgütü üyesi" soruşturmasına dahil edildi? Devletin kriptolu telefonları neden takip altındaydı? Genelkurmay Başkanı'ndan bakanlara, gazetecilere, sanatçılara, akademisyenlere kadar varan dinleme listeleri hangi hakla, yetkiyle oluşturuldu? 

* * *

Bu listeyi uzatmak mümkün. Hal böyleyken gözaltına alınan polislerin "haram yemedik" şovları bu suçları örtmeye yeter mi? Peki "Hepsi vatansever polis" demek ne işe yarar? Casusluk ne zamandan beri vatanseverlik sayılıyor bu ülkede? Milli iradenin seçtiği, yetki verdiği Başbakan'ı, MİT Müstaşarı'nı kurgu bir örgütün üyesi yapıp koluna kelepçe kurma hayali ne zamandan beri vatanseverlik oldu? Bu ülkeyi "terörist ülke" statüsüne sokmaya çalışmak vatanseverlik mi? 

Mağduriyet duygusu bazan vazgeçilmezdir. Gözaltına alınan, tutuklanan bir insanın bu duyguya sığınmasını anlamak normal. Gerçeklerle yüzleşme cesaretini bulana kadar bu duygu eşlik edecektir ona. Ayakta kalması, direnmesi, karşılaşacağı zorluklara göğüs germesi için gereklidir de belki. Ailelerinin, çocuklarının yüzüne bakmaları için buna ihtiyaçları var. Ama gerçekte karşılığı sınırlı olduğundan eninde sonunda hayat onu bu gerçeklerle yüzleşmeye itecektir. Ya da bir gün eşi veya çocuğu bu gerçeği yüzüne çarpacaktır acımasızca. Hukuk dışına çıkmanın, milli iradeyi devirmeye kalkmanın, toplumu ve siyaseti dizayn etme girişimlerinin, insanların hayatına kulak dayayıp sahte suçlarla haksız yere onları suçlamaya kalkmanın bir mağduriyet oluşturması mümkün değildir. Bunu sanırım en çok bu polisler ve onların arkasındaki cemaat biliyor. Ne var ki cemaatler de bireyler gibi kendilerine savunma mekanizması oluşturur.  Onlar gibi mağduriyet hikayeleri yaratır. Geride kalanları bir arada tutmak için gereklidir bu. İnsanları olduğu gibi cemaatleri de ancak "doğru"lar ayakta tutar. "İyi"den, "doğru"dan, "güzel"den kopan birey veya cemaat maneviyatını ve yaşama gücünü kaybeder. Cemaat de bu yüzden can havliyle mağduriyet hikayesine sarılıyor. Bir canlı gibi siyasi bir organizmanın yaşama tutunma çabası olarak görmek gerekir. Başka ne yapabilirler ki?