• 27.07.2014 00:00
  • (2731)

 Derin devlete yönelik başlatılan operasyonlarda peş peşe tutuklama haberleri geliyor. Tutuklananlar arasında eski istihbarat müdürü Ali Fuat Yılmazer de bulunuyor. Yılmazer'in tutuklanmasının özel bir anlamı var. Türkiye'nin son 10 yılına damgasını vuran Ergenekon, Balyoz, KCK gibi büyük soruşturmaları planlayan, yürüten ekibin başında yer alıyordu Yılmazer. Son on yılda şekillenen Türkiye'yi biraz da onun başında bulunduğu ekibe borçluyuz. Yılmazer'in de içinde bulunduğu ekip askeri vesayetle mücadele adı altında Türkiye'yi içinden çıkılması zor bir kaosa sürükledi. Ülkeyi adeta polis devletine dönüştürdüler. Kurgu örgütler kurup, sahte delillerle onlarca kişiyi hapishanelere kapattılar. Yasadışı dinleme kasetleriyle kritik noktalardaki isimlerin hayatlarını takip altında tuttular. Şantaj kasetleri hazırladılar, montajlı dinleme ve görüntülerle onlarca insanın hayatını kararttılar. Emniyeti, yargıyı ele geçiren bu yapı medyayı, iş dünyasını, sivil toplum kuruluşlarını da kontrol etti. Malatya Zirve Yayınevi katliamı, Rahip Santoro cinayeti, Hrant Dink suikastı gibi karanlık olayları daha büyük soruşturmaları başlatmak için kullandılar. Oslo görüşmelerini sızdırarak Kürt meselesindeki çözüm arayışlarını sabote ettiler. Türkiye'yi kanlı bir çatışmanın içine sürükleyerek siyaset kurumunu denetim altına almaya çalıştılar. 

2007'den sonra başlayan büyük soruşturmalar, devleti ele geçirme amacını taşıyordu. Bu yolda önemli mesafeler de katedildi. Ta ki sivil siyaset bu gidişata dur diyene kadar...

Sivil iradeye yönlendirme gücünü kaybettikleri anda darbe düğmesine bastılar. Başbakan ve ailesini, bakanları, kritik noktalardaki bürokratları, dev yatırımlara imza atan iş adamlarını 17-25 Aralık Yargı darbesiyle kriminalize ederek tutuklamak, siyaset dışına itmek istediler. 

İstanbul Emniyet İstihbaratı, 17 Aralık darbesinin karargahı işlevini gördü. Harekete geçirdikleri savcı ve hakimlerle birlikte darbenin beyni görevini üstlendiler. Bu istihbarat müdürleri ve bu ekibe bağlı savcı ve hakimler, kendilerini Başbakan'a kelepçe vuracak kadar kudretli hissediyordu. Burada Başbakan'ın evini kamera ile 24 saat izleyerek dinleme altına alacak kadar kuvvetli bir ekipten söz ediyoruz. MİT Müsteşarı hakkında bile kolayca yakalama kararı çıkarabildiler. Eski Genelkurmay Başkanı'nı ve mesai arkadaşlarını cezaevine gönderen de bu ekipti. Siyasi iradenin 17 Aralık'tan önce İstanbul Emniyet'inin başına atadığı müdür bile bu ekibe teslim oldu korkudan. Meclis'e meydan okuyacak kadar kendini güçlü hisseden İstanbul Emniyet İstihbaratı'nın bu ekibi, şimdi tutuklanarak cezaevine gönderildi. Yargı karşısına çıkarılarak hesap soruluyor bu ekipten artık. 

Türkiye'nin bu noktaya gelmesi oldukça önemli. Bu tutuklamalarla derin devlete büyük bir darbe indirildi. Emniyet ve Yargı içindeki cunta çökertildi. Uluslararası güç merkezleriyle birlikte Türkiye'yi vesayet altına alma girişimleri boşa çıkarıldı. 

Derin devlete dokunmadan "yeni Türkiye"ye doğru yol alınamazdı; siyasi irade bunu başardı ve bir dönem böylece kapandı.