• 17.08.2014 00:00
  • (2835)

 Tipik Hürriyet vakası… İnsan bir gün olsun şaşırmak istiyor ama ne mümkün? Doğan Medya Grubu'na özgü siyaset dilini çabucak özümseyen Ahmet Hakan, dünkü köşesinde Cumhurbaşkanı Gül'e lider olmanın sırlarını anlatmış. "Gül eğer lider olmak istiyorsa" başlıklı yazısında Hakan, Cumhurbaşkanını, kurucusu olduğu partiye ve yol arkadaşlarına karşı savaşa davet ediyor. İlk satırından son cümlesine kadar yazıda ahlaklı bir tutum görmek neredeyse imkânsız. Ahmet Hakan’ın kime akıl verip veremeyeceği elbette yalnızca kendisini ilgilendirir, ancak insan bekliyor ki, o ve benzeri köşe yazarları bu tür kurnaz siyaset mühendislik çalışmalarının artık tutmayacağını anlasın.

Abdullah Gül'ü Erdoğan'a karşı savaşa davet etmek, kışkırtmak popüler tanımıyla fitnecilikten başka bir şey değil.

Erdoğan ve Gül arasında çelişkiler, problemler, bakış açısı ve hatta dünya görüşü farklılıkları olabilir; ama bundan bir savaş çıkarmaya çalışmak gazetecilik değil partizanlıktır.

Sevmediğin, karşı olduğun bir lidere karşı mücadele eder, savaşabilirsin; ama bu savaşa o liderin sorun yaşadığı veya yaşamadığı yol arkadaşlarını da dâhil etmeye çalışırsan pek de ahlaklı davranmış olmazsın.

Cumhurbaşkanı Gül'ü küçümseme özgürlüğüne sahip olabilirsin, fakat ona akıl satmaya kalktığında onu yönlendirilebilir bir nesneye çevirmiş olursun ki, iki arkadaş arasında bile kabul görecek kusur değil bu. 

Görülmemiş hesapları olabilir insanın, düşmanlıkları, öfkesi de. Haksızlığa uğramış, hak etmediği saldırılara da maruz kalmış olabilir. Ancak herkes kendi savaşını kendisi vermelidir, görülmemiş hesaplarını başkasının üzerinden görmeye çalışmak samimiyetsizliktir.

Gül'ü Erdoğan ile kıyaslayıp küçümsemek, aşağılamaya çalışarak tahrik etmek tavsiyeye değil; şantaja girer. 

Hürriyet'in Cumhurbaşkanı Gül hakkında bilerek yaptığı ve kamuoyunda da Gül'e tehdit olarak da algılanan o malum yalan haberin devamı niteliğinde yazılar döşemek gazetecilik, yazarlık değildir; Erdoğan ile savaşmadığı için Gül'e aba altından sopa göstermektir bu. 

Abdullah Gül, bir liderlik yarışına da girebilir, Erdoğan ile karşı karşıya da gelebilir. Bu kendisinin bileceği bir iştir. Gazeteciler bunun yararlarına, zararlarına işaret edebilir. Fakat bir yazarın savaş amigoluğuna soyunması çirkin bir davranıştır. 

Ahmet Hakan kendi mahallesine karşı bayrak açtığı için memnun olabilir; ama kendi mahallesine karşı savaş açtığında Gül'ü parlak bir geleceğin, kariyerin beklediğini öğütlemek akıl çelme anlamına gelir ki değil bir lidere sıradan bir insana bile böyle bir kötülük yapılmaz. 

Liderleri yönlendirme, kaderlerini etkileme gibi şeytani bir hastalığı Ahmet Hakan, Aydın Doğan ve Hürriyet'ten kapmış olmalı. Siyasete müdahale Doğan Grubu'nun profesyonel iş tanımı içinde yer alıyor. Yıllarca kimin başbakan, kimin bakan olup olamayacağına karar verip durdular. Bürokratların atamalarına kadar müdahale ettiler. Medyanın siyasi hayat üzerindeki etkisi kuşkusuz yadsınamaz; ancak bunun hukuki sınırlarının olmaması ahlaki sınırlarının olmayacağı anlamına gelmez. Tribünlerde oturup "Hadi vur, vur!" diye savaş çığlıkları atmak yazarlara hiç yakışmıyor. Ahmet Hakan tribünde oturup "Şöyle yap, böyle vur!"  diyeceğine, Abdullah Gül'e liderlik dersi vereceğine oturup biraz ahlak dersine çalışsa eminim daha huzurlu, başarılı biri olur.

 Not: Yazının başlığında boş bıraktığım yere yazacak bir kelime bulamadım. Daha doğrusu bulduğum bütün sözcükler kaba geldiği için yazmaktan vazgeçtim. Okurların o boşluğu içlerinden geldiği gibi ya da en isabetli kelimeyle dolduracağına inanıyorum.