• 26.09.2014 00:00
  • (2446)

 Kandil'deki örgüt yöneticilerine göre çözüm süreci IŞİD'in Kobani'ye saldırı başlattığı gün bitti. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Murat Karayılan'ın ifadesiyle artık sadece "Apo'nun son sözü söylemesi" bekleniyor. KCK tarafından yayımlanan son bildiride de aynı kesin ifadeler var: "IŞİD’in Kobane’ye saldırtılmasıyla birlikte ortada bir çatışmasızlık durumu kalmamıştır. Bakur’da çatışmasızlık, Rojava ve Başur’da savaş politikası kabul edilmeyecektir."

Kandil kısaca "Kobani düşerse Türkiye'de çatışmaları yeniden başlatırız" diyor. İmralı'yı dışında tutarsak Kürt hareketinin geneli Kobani'nin düşmesi halinde süreci bitirmekten yana. Süreci bozmak istemelerinin nedeni ise fazla spekülatif. IŞİD'i Kobani'nin üzerine Türkiye'nin saldığını öne sürüyorlar. Hükümetin "Türkiye'de barış politikası, Rojava'da ise savaş politikası" izlediğini savunuyorlar. Bu oyunu bozmak için de çatışmaları tekrardan başlatma kararlılığındalar!  

Bu öfkeli ruh halinin daha neler yapabileceğini tahmin etmek zor değil. Türkiye'ye karşı yeniden silaha da sarılabilir, şiddete de başvurabilirler. Barış sürecini gözden çıkarmaları elbette sürpriz olmaz. 

Neyse ki Murat Karayılan'ın bahsettiği gibi son sözü ne Kandil ne HDP söyleme yetkisine sahip; PKK'da stratejik konularda son kararı Abdullah Öcalan verir. Rojava'daki gelişmelerin Öcalan'ı memnun ettiği elbette söylenemez. PKK ve PYD kontrolündeki Kürt bölgesi ciddi bir saldırı altında. Kandil ve HDP'nin düşündüğü veya iddia ettiği gibi Öcalan, IŞİD'i Kobani'nin üzerine Türkiye'nin gönderdiğini düşünmüyor. Aksine IŞİD'i bir İsrail projesi olarak görüyor. Hatta Öcalan'a göre Musul'da kaçırılan rehineler Türk hükümetini devirmek için kullanılmak istendi. Liderler gerçekçi olmak zorundalar; Öcalan'ın Kandil ve HDP'li siyasetçilerden farkı işte bu noktada ortaya çıkıyor. 

Ancak Öcalan'ın da hükümete yönelik ciddi eleştirileri var. Türkiye'nin PYD kontrolündeki özerk bölgeye baştan beri karşı çıktığını hatırlatan Öcalan, hükümetin aynı tutumu devam ettirdiğini söylüyor. Hükümeti, Rojava politikasını değiştirmeye çağırıyor.  Abdullah Öcalan, Barzani'ye ise ciddi suçlamalar yöneltiyor. IŞİD'in saldırılarından faydalanarak PYD'yi Rojava'dan tasfiye etmek istediğini iddia ediyor.

Gerek Türkiye'nin gerek Barzani'nin PYD'ye sempati duymadığı açık. Barzani'ye yakın Kürt örgütleri, Rojava'da PKK-PYD işbirliğiyle tasfiye edildi. PYD lideri Salih Müslim, Türkiye'de üç kez ağırlanmasına rağmen çıktığı her platformda Türkiye'yi "İslamcı teröre" destek vermekle suçladı. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nı ağır sözlerle suçladı. Kürt medyası, Suriye'deki kimyasal katliamın arkasında Türkiye-IŞİD ortaklığının bulunduğunu bile öne sürebildi. 

İlişkiler bu kadar bozukken PYD'nin Rojava'da güç kaybetmesine Türkiye'nin üzülmesini beklemek fazla iyimser bir yaklaşım olur. PYD, baştan beri doğru bir ittifak politikası geliştiremedi. Türkiye'yi karşısına aldı. Bu hatalı strateji yüzünden kendini bölgede yalnızlaştırdı. Rojava'ya yönelik İlk büyük askeri saldırı karşısında ise psikolojik olarak çöktü. PKK ve PYD, bu moral bozukluğu şimdi de Kürtlerin yıllar sonra Türkiye'de yakaladığı barış imkâanını ortadan kaldırmak istiyorlar.

Abdullah Öcalan'ın, bu ruh halinin etkisinde karar vermesi elbette mümkün değil. Öcalan, hâlâ gelişmeleri analiz etmeye çalışıyor. Rojava'daki saldırıları 1999'da kendisinin Suriye'den çıkarılıp Türkiye'ye teslim edilmesiyle sonuçlanan uluslararası bir tasfiye hareketinin parçası olarak görürse elbette süreçten çekilir. Ancak PKK'ya karşı 1999'daki gibi uluslararası boyutları olan uluslararası bir saldırı planı yürürlükte değil. Batı, Suriye muhalefetiyle birlikte hareket etmediği için PYD'ye tepkili; fakat PYD'yi tasfiye etme gibi bir niyetleri de yok. IŞİD'e karşı mücadelede PKK ve PYD ile işbirliği yapmaya bile hazırlar. Birleşmiş Milletler, çözüm sürecinin sonunda PKK'nın terör örgütleri listesinden çıkarılacağını bile açıkladı. Konjonktür bu kadar Kürtlerin lehineyken Öcalan'ın yanlış bir değerlendirme içine girebileceğini sanmıyorum. Çözüm sürecinin son durumuna bakarak kararını verecektir. Hükümetin süreci ilerletme kararlılığında olduğu görülüyor. Bu karar değişmeyene kadar Öcalan'ın pozisyonunda da herhangi bir değişiklik beklenmemeli.