• 4.10.2014 00:00
  • (2811)

 Çözüm sürecinin hikâyesini düşünüyorum. Süreç, başladığı ilk günden beri, her adımda çözüm karşıtlarının başka bir müdahalesiyle karşılaştı. Bu eğilim her başarısızlığın ardından yeniden toparlanarak kaldığı yerden çözümün karşısına dikildi. Bukelamun gibi kılıktan kılığa, renkten renge geçtiler. Gezi ve 17 Aralık'ta ise tüm maskelerinden sıyrılarak çözüme son büyük darbeyi vurmaya kalktılar. 

Süslü sloganları ve mantıklı görünen düşünceleri var. Her yerde rastlamak mümkün onlara; cenaze sahibinden fazla gözyaşı dökerken ya da gösterilerde en ön safta slogan atarken... Çıkmadık dağ, gezmedik örgüt karargâhı bırakmadılar. Örgüt liderlerini sıkı markaja aldılar. Katılmadıkları "çözüm konferansı" kalmadı, dervişler gibi "Kürdistan"ı adım adım dolaşarak çözüm sürecini başlatan siyasal iktidarın ne kadar "pis", "kötü" olduğunu anlattılar. Hep hayal kırıklığına uğrasalar da bundan bir türlü vazgeçmediler. 

Şimdi Kobani'de arzu ettikleri "rüzgârı" yakaladılar. Çözümü bitirmeye ilk kez bu kadar yakın olduklarını hissederek adeta coştular.  "Türkiye IŞİD'i destekliyor" propagandasıyla HDP içindeki çözüm yanlılarının -zaten gür çıkmayan- sesini iyice bastırdılar. "Tezkere Kürtlere karşı; AKP iktidarı, savaş tezkeresi çıkararak PKK ve PYD'yi vuracak" yalanını yayarak örgütü çözüm sürecini bitirmeye teşvik ediyorlar. Bu propagandanın etkisinde kalan Kürt siyaseti, Irak ve Suriye tezkeresine omuz vermeyerek tarihi bir fırsatı kaçırdı. Dolaylı olarak Türkiye üzerinden uluslararası koalisyonun bir parçası haline gelme şansını teptiler. Oysa tezkereye "Evet" deselerdi, Kobani üzerinde daha fazla söz sahibi olacak, hükümeti yönlendirme hakkını elde edeceklerdi. Fakat "Hayır" diyerek pasif kalmayı seçtiler ve aktör olmaya yanaşamadılar.  

Kobani Türkiye'nin IŞİD'i desteklediğine dair haberlerin, tezkerenin Kürtlere karşı çıkarıldığına dair yazıların gerçek amacı Kürt hareketinin Türkiye ile yakınlaşmasını engellemekti. Bu propagandayla Kandil'e çözümü bitirmesi için gereken "meşruiyeti"  sunuyorlar. Kürt mahallesindeki algının süreci bitirilmesini "hoş" karşılayacak hale getirilmesi gerekiyor ki, işte bu kesimler köşelerinden, televizyonlardan, internet sitelerinden ve sosyal medya üzerinden bunu yapıyor. Ağır psikolojik bombardımanla Kürt kamuoyunu, çözüm sürecinin bitirilmesine elverişli hale getirmeye çalışıyorlar. 

Başbakan Ahmet Davutoğlu ile hükümet üyelerinin süreçle ilgili açıklamalarında da görüldüğü gibi "kamuoyu algısı", çözümün en sağlam halkası. Hükümet, bu aşamadan sonra kamuoyunun süreci sahipleneceğini ve geriye doğru gitmesine izin vermeyeceğini düşünüyor. Evet bunda haklılar; ancak Kobani meselesi üzerinden yeni bir durum oluştu. Şimdi Kürt mahallesi üzerinden aşağıya doğru algı bombardımanı yaşanıyor. Kürt kamuoyu barış sürecine ve bu süreci başlatan hükümete güveniyor. Kobani'yi kuşatan IŞİD topçuları aslında buradaki çözüm süreci algısını bombalıyor. Çözüm karşıtı cephe, IŞİD'le birlikte Kürt mahallesinin çözüme verdiği toplumsal desteği bombalıyor. Başbakan Davutoğlu'nun "Kobani'nin düşmesini istemeyiz" açıklaması, çözüme olan algıyı güçlendirecek nitelikte. Kobani'yi savunmak için hükümetin harekete geçeceğine inanıyorum. Türkiye hükümeti, Kobani'deki Kürtleri IŞİD çetelerinin insafına terk etmeyecek ve bin yıllık kardeşliğin gereğini yapacaktır.