• 8.10.2014 00:00
  • (3017)

 Evet, Kandil ve HDP için barışı gözden çıkarmak o kadar zor değil. Zaten sürece biraz zoraki katıldılar; karşılaştıkları her zorlukta barışı tartışmaya açtılar, konuşmaya hep "önderlik istiyor, yoksa biz.." diyerek başladılar ve ilk günden beri barışa pek de gönüllü olmadıklarının altını çizdiler.  IŞİD'in Kobani'ye saldırmasının ardından da ilk yaptıkları iş çözüm sürecini bozma tehditleri savurmak oldu. Türkiye'ye savaş ilan edeceklerini açıkladılar. Dağda şehirde mikrofonu eline alan her Kürt siyasetçi, iştahla barış sürecini nasıl bozacağını anlatmaya başladı. Son olarak Selahattin Demirtaş'ın girişimiyle HDP, şehirleri yangın yerine çevirmesi için tabanına çağrı yaptı. Bunun üzerine de Güneydoğu'da ve batıda sokaklar alev aldı. Tehditlerin, sokakları ateşe vermenin, hükümete karşı düşmanca bir dil kullanmanın, IŞİD kuşatması altında bulunan Kobani'ye nasıl bir yararı oldu? Kandil'e veya Kürt hareketine hangi katkıyı sundu? Bu soruların yanıtını merak ediyorum. Şantajla, tehditle veya silah zoruyla hükümet adım atar mı? 

Hükümeti, Kobani'ye yeterli desteği vermediği için suçlamak mümkün, hatta Kobani'ye müdahale etmediği için de eleştirebiliriz. Bin yıllık kardeşliğin gereğini yapmadığını, Kürtlerin acılarına yeterince ortak olmadığını da söyleyebiliriz. Kürt siyasetinin bunları dile getirmeye hakkı var. Ama Türklerle Kürtler arasındaki tarihi kardeşliği dilinden düşürmeyen Kürt hareketinin, neden bir seferliğine bile olsa Türkiye'nin yanında yer almadığını merak ediyorum. Kürt siyaseti hep Türkiye'nin karşısında pozisyon almak zorunda mı? Suriye'de veya Rojava'da Türkiye'ye yakın durmak Kürt hareketine ne kaybettirirdi? Esed'e yakın durmak PYD'ye bugün daha çok şey mi kazandırdı? 

Türkiye'nin Suriye'de Kürtlerin özerkliğine karşı olduğuna kim inandırdı Kürt hareketini? Amerika, Irak Kürtlerini bağımsızlığa teşvik ettiği için Türkiye'den şikayetçiyken, Türkiye'nin Suriye'deki Kürtlerin özgürlüğüne düşman kesildiğini iddia etmek çelişki değil mi?

Türkiye'de artık sanıldığı gibi bir Kürt düşmanlığı kalmadı; bu ülkede, 1990'larda olduğu gibi Kürtlerin nerede, nasıl bir devlet kurduğu veya kuracağıyla ilgilenen, deli olan, çıldıran Türkçü bir hükümet ve kamuoyu da yok. Kürt düşmanlarının bile kırmızı çizgileri aşıldı; AK Parti'ye karşı olmak kaydıyla Kandil ve HDP ile her ittifaka hazırlar. Zaten çoğu zaman paralel hareket ediyorlar. Cemaat bile sosyal medya hesapları üzerinden "Diren Kobani" çığırtkanlığı yapıyor. 1990'larda 17 bin Kürt sokakta faili meçhule kurban giderken "JİTEM diye bir örgüt yok" diye kendini paralayan yazarlar, Öcalan'ın yakalanarak Türkiye'ye getirilişini "Türk bayrağının burçlara dikilmesi" olarak değerlendirenlerin hepsi bugün Kandil ve HDP'nin yanında duruyor; üstelik bu çevreler, bağımsız devlet için savaşmak yerine AK Parti ile barış masasına oturdukları için Kürtleri suçluyor. Son 10 yılda her şey çok değişti. Eskinin gözü kara Kürt düşmanları, şimdinin en itibarlı, en sıkı "Kürt dostu" konumunda. Bunu kim inkar edebilir? Kürt hareketi şimdi bu çevrelerle birlikte Kobani üzerinden çözüm sürecini bozup 2015'te hükümeti zayıflatacağını, iktidara boyun eğdirebileceğini hesaplıyor olabilir. Eski Türkiye ile iş tutup hükümeti devirme hesapları da yapabilir. Ben bu tür hesapların şantajla sınırlı kalacağı kanısındayım. Kobani'nin düşmesinin de, kalmasının da çözüm sürecini bozacağına inanmıyorum. Ayrıca IŞİD'in Rojava'daki varlığının da geçici olduğunu düşünüyorum. Bütün dünya IŞİD'e karşı birleşti. Türkiye de bu ittifakın içinde. Bugün ya da yarın IŞİD, Kürt bölgesinden tümüyle temizlenecek. Hal böyleyken Türkiye'ye savaş ilan etmenin bir mantığı var mı?

Meselenin Kobani olmadığı çok açık; amaç, Kobani üzerinden Öcalan'ı devre dışı bırakmak. Kürt hareketi bunun ne kadar farkında bilemiyorum; ama Kobani üzerinden Öcalan'ın bile önüne geçemeyeceği bir savaş fırtınası çıkarmak istiyorlar. Bundan sonuç alabileceklerini sanmıyorum. Öcalan, savaş lobisinden daha deneyimli biri ve bu fırtınanın arkasında onların olduğunu biliyor. Öcalan, 1993'te Bingöl'de (33 erin katledildiği olay), 2011'de Silvan'da bu savaş rüzgarının önünü alamadı ama bu kez durum farklı. Gezi'yi, 17 Aralık darbesini atlatan bir Türkiye, barışta kararlı olan bir hükümet var. Savaş lobisi bu kez iç savaş çıkarmayı başaramayacak ve sadece Öcalan'ın verdiği tarihlerle oyalanmak zorunda kalacaktır.