• 22.10.2014 00:00
  • (2315)

 Kobani olayları ve tarafların pozisyonu doğru analiz edilemezse, çözüm sürecinde benzer krizlerle tekrar karşılaşabiliriz. Herkesin son bir kaç haftada yaşanan olaylardan ders çıkarması gerekiyor. 

Hükümet açısından Kobani krizini iyi yönetemediği söylenebilir. Adeta 'geliyorum' diyen kriz karşısında hükümet hazırlıksız yakalandı. IŞİD ve Kobani gerçekleriyle kamuoyuna hakim olan algı arasındaki farkı önemseyip tedbir almadı. Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun, Selahattin Demirtaş ve HDP'li heyetle yaptığı görüşme önemliydi; ancak bu diyaloğun devamı gelmediği için hükümet inisiyatifi kaybetti. Başbakan'ın, Akil İnsanlar toplantısında dile getirdiği perde arkasındaki trafiğin kamuoyu önünde, en başta açıklanması daha faydalı olurdu. Hükümet, Kürt hareketiyle yürüttüğü görüşme trafiğini kamuoyuna açıklayabilirdi. Bu yapılmadığı için  Kandil ve HDP, Kobani üzerinden yanlış bir algı oluşturmayı başardı.

Hükümetin, Rojava ve PYD'ye ilişkin politika ve yaklaşımının da daha baştan açıkça kamuoyuna yansıtılması gerekiyordu. Sadece "İnsani yardım" vurgusuyla yetinilmesi, hükümetin pozisyonunu yetersiz gösterdi. Kobani'ye daha açık ve net bir şekilde sahip çıkılmalıydı. ABD gibi hükümet de Kobani için gizli-açık yürüttüğü çalışmalar hakkında kamuoyunu bilgilendirmeliydi. Örneğin PYD lideri Salih Müslim'in Türkiye'ye hayalet gibi gelip gitmesi yerine, Müslim'in medya karşısına çıkarılarak görüşmelere aleniyet kazandırılması, temasları hakkında -onu da sorumluluk altına alabilecek- açıklamalarda bulunmasına fırsat verilmesi daha yararlı olurdu. 

Akil İnsanlar'ın toplanması, Hakan Fidan'ın İmralı'yı ziyaret etmesi ve Kobani'ye koridor açılması, hükümetin geç de olsa ileri bir hamle yaptığını ve sürecin inisiyatifini ele aldığını gösteriyor. Barış sürecindeki kararlı duruşu, sağduyulu açıklamaları ve süreci toparlama yönünde attığı adımlar hükümete ahlaki bir üstünlük de kazandırdı.

Kandil ve HDP'nin tutumuna gelince; Kürt hareketinin bu iki önemli merkezi, bu süreçte çözüm sürecini ve devletle sağlanan her türlü mutabakatı bir çırpıda ateşe atabileceklerini kanıtladı. Kandil ve HDP, yol haritası üzerinde İmralı'da varılan mutabakatı teyit ettikten birkaç gün sonra kanlı sokak olaylarını kışkırtarak güvenilmez muhataplar olduklarını bir kez daha gösterdi. Barış süreci, PKK üzerinde toplumsal ve siyasal bir baskı oluşturmuş durumda; çözüme de, barışa da zoraki ayak uyduruyorlar. Karşılaşacakları yeni bir zorlukta, süreci yine ateşe atabilecekleri akıldan çıkarılmamalı.

PKK lideri Abdullah Öcalan'ın ise örgütü barış çizgisinde tutmaya gayret ettiği görülüyor. Ancak zaman zaman örgütteki liderlik pozisyonunu koruma kaygısı ile çözüm süreci arasında gidip geliyor. Zira örgüt liderliğini koruyamadan çözüm sürecinin 'aktörü' olamayacağını biliyor. Bu yüzden sürekli pozisyonunu güncelleştirme ihtiyacı duyuyor. 

Örneğin Apo'ya bugüne kadar hiç yüz vermeyen ABD'nin, PYD (Dolayısıyla Kandil) ile yakınlaşması İmralı'yı fazlasıyla endişelendirecektir. Amerika ile örgütü arasında kurulan bu ilişki, Öcalan'ı tedirgin eder. Ancak yine de bu ilişkiyi kendi liderliğini güçlendirmek için kullanacaktır.

Abdullah Öcalan'ın, kendisinden habersiz başlayan Oslo süreci için de endişelendiğini hatırlatalım. Hatta öğrenir öğrenmez Oslo'yu "kendisine yönelik bir komplo" olarak değerlendirdi.  Görüşmelerin İmralı merkezli yürütülmesi için ağırlığını koydu. Ve o tarihten sonra görüşmeler İmralı merkezli yürütüldü. Habur süreci ve o dönem sağlanan ateşkes, biraz da İngiliz ve ABD'lilerin devrede olduğu Oslo'ya karşı Öcalan'ın, kendi pozisyonunu sağlama alma kaygısıyla gelişti. Görüldüğü gibi İmralı, herhangi bir konuda tutum belirlerken bir yandan kendi örgütünü gözetirken diğer yandan devleti dikkate alıyor. Kobani olaylarında da önce örgüte yeşil ışık yaktı, ardından olayları bitirerek ipleri yeniden ele aldı. Bu arada kendi pozisyonunu güçlendirdi. Kendisi olmazsa Kandil ve HDP'nin ne yapabileceğini hükümete bir kez daha hatırlattı. 

Bu yazının kaleme alındığı sırada HDP heyeti ile görüşen Öcalan'ın mesajı bekleniyordu. Gözlerin İmralı'ya çevrilmesi, Öcalan'ın kontrolü yeniden ele aldığını gösteriyor. Ancak bu durum daha ne kadar böyle gider bilinmez; çözüm süreci, eğer hızla yol almazsa bundan Öcalan da zarar görür. Bu yüzden, HDP'nin İmralı'dan olumlu mesajlarla dönmesini bekliyorum.