• 8.12.2014 00:00
  • (2667)

 O günleri sanırım herkes hatırlıyordur; kazı yapan polislerin, ele geçirilen patlayıcıların görüntüsü kesintisiz yapılan canlı yayınlarla akıllara işlenmişti. KCK operasyonlarının hızla sürdüğü günlerdi. İstanbul Emniyeti, 7 Mart 2012'de Esenler Otogarı'nın yanındaki arazide 12 kilo 900 gram, 17 Nisan 2012'de de Zeytinburnu'ndaki Kozlu Mezarlığı'nda 11 kilo plastik patlayıcı buldu. Bombaların bulunduğu anı bütün Türkiye canlı izlemiş, ekran başında hepimiz aynı heyecanı duymuş ve İstanbul Emniyeti'nin ülkemizi büyük bir "tehlikenin" içinden nasıl çekip kurtardığına şahit olmuştuk. 

Sonraki günün gazeteleri, aynı elden çıkan metinleri ilk safyadan okurlara şöyle duyurmuştu. "İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube ekiplerinin Bayrampaşa’da yaptığı kazıda 15 kilogram plastik patlayıcı bulundu. İddiaya göre PKK, patlayıcıları 21 Mart Nevruz günü İstanbul’un çeşitli yerlerinde patlatacaktı. 

İnternete sızan ‘Oslo görüşmesi’nde, eski MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş, PKK’nın temsilcilerine 'Metropolleri bombalarla doldurduğunuzu biliyoruz' demişti. Başakşehir ve Bayrampaşa’da bulunan bombalar, 'Acaba o bombalar Afet Güneş’in dediği bombalar mı?' sorusunu akıllara getirdi." (08.03.2013-Radikal)

Ergenekon ve Balyoz operasyonlarını yürüten İstanbul Emniyeti'nin "başarılı" ekibinin KCK'ya yönelik peş peşe yaptığı bu operasyonlar göz kamaştırıcıydı. Ülke olarak bu haberleri takip ediyor ve PKK'nın kanlı yüzünün bir kez daha teyit edildiğini görerek rahatlıyorduk. Ancak içimize yeni kuşkular düşmüyor değildi; her operasyonun ardından, devlet içinde bir grubun bu kanlı terör örgütüne yataklık ettiğini öğreniyorduk. Nitekim İstanbul Emniyeti'nin düzenlediği bütün operasyonların ardından MİT'in adı gündeme geliyordu, her taşın altından MİT çıkıyordu; nitekim MİT'in ele geçirilen ve binlerce insanı yok etmeye yarayacak kadar çok olan bu plastik patlayıcıların şehirlere taşınmasından da haberi vardı! Okur, bu kuşkuya kapılmakta haksız sayılmazdı; lakin bu konudaki haberler şu bilgi notu ile sonuçlanıyordu: "Oslo görüşmeleri sırasında MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş, karşısındaki PKK'lı yöneticilere 'Metropolleri bombayla doldurduğunuzu biliyoruz' demişti". Bu bilgi notu, vatandaşların aklındaki şüphelerin dağılmasına yol açıyor ve içlerindeki "Yok artık, o kadar da olmaz" diyen o iç sesin sonsuza kadar susturulmasına yetiyordu. 

Fakat gerçeklerin er ya da geç açığa çıkma gibi bir huyu var; gerçeği sonsuza kadar susturamazsınız. İstanbul'da Mart ve Nisan 2012'de canlı yayın eşliğinde ele geçirilen bombaları bulanların aslında o bombaları bizzat gömenler olduğu ortaya çıktı. Bombayı gömen el ile bulan el meğer aynıymış. Gerisini birkaç gün önceki (5 Aralık 2014) Sabah gazetesinde yer verilen ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da soruşturulan bu haberden okuyalım: "Paralel yapının planladığı kumpas 2012'de, KCK operasyonlarının tüm hızıyla sürdüğü günlerde gerçekleştirildi. 7 Mart 2012'de Esenler Otogarı'nın yanındaki arazide naylon torbalara sarılı halde 12 kilo 900 gram A-4 plastik patlayıcı ile 17 Nisan 2012'de Zeytinburnu'ndaki Kozlu Mezarlığı'nda bulunan 11 kilo A-4 patlayıcı ve 4 kilo RDX patlayıcı, 5 fünye ve 1 el bombası bulundu. Olay gazetelere 'KCK bombaları' şeklinde yansıdı. Oysaki patlayıcılar, 'çift taraflı' çalışan bir PKK muhbiri tarafından 'örgüt'ten alınıp getirilmişti. O dönemde Hakkâri İstihbarat Şube Müdürlüğü'nden bir rütbeli polis tarafından da İstanbul'a getirilip, sonradan bulunacakları yerlere gömülmüştü. Patlayıcılar, dönemin Hakkâri Cumhuriyet Başsavcısı'ndan alınan bir görev yazısı ile İstanbul'a taşındı. Ancak başsavcının İstanbul'a bomba götürüldüğünden bilgisi yoktu. Bombaları getiren emniyet amiri daha sonra şube müdürü olarak terfi etti."