• 20.12.2014 00:00
  • (2475)

 Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun "Cemaat'in örgüt ile temas kurduğuna ve birtakım görüşmeler yürüttüğüne" ilişkin açıklamaları medyada nedense pek yankı uyandırmadı. Oysa Cemaat ve örgüt arasında olası bir temasın veya görüşmenin iması bile gündem yaratmaya yeterdi. Kaldı ki Ahmet Davutoğlu, bir basın toplantısında gündeme getirdiği bu konuyu, geçen hafta gazetecilere verdiği bir röportajda tekrarlayarak "Dedikodu değil, kesin bilgi" diyerek pekiştirdi.

Ahmet Davutoğlu'nun bu açıklamalarından sonra konuyu biraz araştırmaya çalıştım. PKK, Cemaat'e sıcak bakan bir örgüt değil. KCK operasyonlarının yoğunlaştığı sırada örgüt lideri Abdullah Öcalan, Gülen ile temas kurma arayışına girdi, ancak bu çaba sonuç vermedi. Cemaat, bu "uzlaşma arayışı"na Öcalan'ın avukatlarını tutuklayarak karşılık verdi. Bunun üzerine PKK da Güneydoğu'da Cemaat'e topyekûn savaş başlattı. Sadece PKK değil, HDP ve Kürt mahellesi de Cemaat’e karşı cephe aldı. Bundan pek haksız da sayılmazlardı; zira Kürt siyasetçilere kelepçe takarak sıraya dizen, "KCK operasyonu" adı altında 7 bin Kürt’ü hapse gönderen bir yapılanmadan bahsediyoruz burada. 2009-2013 arasında yaşanan çatışmalı dönem aslında Cemaat ile PKK savaşıydı; Cemaat, hükümet de dâhil bütün çevreleri kendi savaşına dâhil etmeye çalıştı. Ta ki 2013'ün başında Erdoğan'ın gidişata el koyarak çözüm sürecini başlatana kadar.

Cemaat ile PKK arasındaki çelişkinin derinliğini anlamamız için Kürt mahallesine kulak vermemiz yeter; Kürtler, Cemaat yapılanmasına karşı büyük bir nefret besliyor. 17-25 Aralık soruşturmasını "Cemaat'in darbe girişimi" olarak değerlendiren Kürt mahallesi,  o tarihten sonra, Cemaat'in içinde olduğu her girişime tereddütsüz karşı çıktı. 

Hâl böyleyken; Cemaat ve PKK arasında herhangi bir temas veya yakınlaşma yaşanabilir mi? Aradaki düşmanlığın boyutları göz önüne alındığında, bunun zor olduğu düşünülebilir; fakat Davutoğlu'nun gündeme getirdiği iddiayı araştırınca Cemaat'in Kuzey Irak'ta PKK'yla temas kurduğunu öğrendim. Cemaat, örgütü seçimlerde CHP'yle birlikte hareket etmesi için ikna etmeye çalışıyormuş. Örgütün güvenini kazanmak için büyük bir "özveri" gösteriyormuş.   

Ancak Kandil'in Cemaat'in teklifine henüz bir yanıt vermediği belirtiliyor. Örgütün Cemaat ile görüşmekten çekineceğini zaten sanmıyordum; ama Kandil'in, Cemaat ile kolayca işbirliği yapması zor. Bu konudaki kararlarının çözüm sürecinin gidişatına göre şekilleneceği söylenebilir. 

Bu arada bazı HDP'li vekillerin seçimlere CHP ile birlikte, "Demokratik Cumhuriyet Partisi" adı altında girme önerilerinin de Cemaat'in bu çabalarıyla bağlantılı olarak gündeme geldiğini düşünüyorum. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın Bugün gazetesine verdiği ve hükümeti manşetten "sokağa çıkmakla" tehdit ettiği röportajı da bu çerçevede okuyorum. 

Cemaat-PKK görüşmelerinde mesafe alınır mı bilmem; ama -açık ya da gizli- ortak hareket etme kararı alınırsa, bu, bir şekilde siyasete de yansır. Ancak Yalçın Akdoğan'ın dün bir gazeteye verdiği röportajda altını çizdiği gibi, çözüm süreci devam ederken Kürt siyasetinin "Kaybedenler kulübü"ne katılacağını düşünmüyorum.