• 27.12.2014 00:00
  • (2198)

 Çözüm sürecinde tarihi günlerin arefesindeyiz. İmralı heyetinde yer alan Sırrı Süreyya Önder, bu süreci "yeni dönem" olarak adlandırdı. Hatip Dicle de bir toplantıda "Size müjdeli haberlerim var; tarihi adımların atılacağı bir sürece girdik" dedi. Ne var ki çözüm süreciyle ilgili kara bulutların dağıldığı bir süreçte Kandil'den peşi sıra provokatif açıklamalar gelmeye başladı. Dilinden savaşı, silahı hiç düşürmeyen Cemil Bayık, hükümeti tehdit eden açıklamalarını sürdürürken, Murat Karayılan da "Abdullah Öcalan, Nisan'da aramızda olacak" çıkışı yaptı. Bu gelişmeler altında, haliyle Kandil'in barışa ne kadar yakın olup olmadığını sorgulamaya meylediyoruz.

Aslına bakılırsa taraflar sonuç odaklı görüşmeler için anlaşmış ve tam masaya oturmaya hazırlanmışken Kandil'den gelen bu açıklamalar süreci zehirlemekten öte bir işe yaramıyor. Hangi amaç ve niyetle yapılırsa yapılsın, Kandil'den gelen bu tür demeçler süreç karşıtı çevreleri güçlendiriyor. Tabii bu noktada akla Kandil'in İmralı'da kurulan masadan hoşnut olup olmadığı sorusu geliyor. Daha doğrusu Kandil'in İmralı'daki masadan çıkacak sonuçlara hazır olup olmadığı bugünün en ciddi sorusudur. 

Kuşkusuz Abdullah Öcalan'ın hazırladığı müzakere taslak metnine onay verdiler, desteklerini açıkça ilan ettiler; fakat ucunda Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleye tümden son verecek bir anlaşmaya pek de hazır görünmüyorlar. Zira şu ana kadar barışa mesafeli durmayı seçtiler ve kamuoyunda da Kandil'in barışa yakın durduğuna dair bir intiba uyandırmış değiller. 30 yıldır silahla kurdukları krallıklarını, kalelerini terk edecek gibi de durmuyorlar. Ellerinde silah barışın ayaklarına gelmesini talep ediyorlar. Barışa doğru tek bir adım atmadılar; işin gerçeği şu ana kadar barış onların ayağına gitti. Çözüm sürecini başlatan "çekilme kararına" bile uymadılar. Kırsalda silahlı saldırılar yapmaktan kaçınıyorlar elbette ama kentlerde kamu düzenine saygılı değiller; demokratik kurumlara sahip olmalarına karşın illegal çalışma yapıyorlar. Öcalan barış için uğraşırken, onlar hep savaşa bilendiler. Gerçek şu ki Kandil'in saygı duyulacak bir barış eğilimi yok; bunun nedeni Kandil'in barışın bile ancak silahla, tehditle, şiddetle kurulabileceğine inanması. Şiddet dilinin barış için kaçınılmaz ve gerekli bir yöntem olduğunu düşünüyorlar. Bu durumda, sağlanacak bir barış ortamında kimsenin kendilerine saygı duymasını da bekleyemezler. 

Ki bu noktaya gelmelerine bile razıyım doğrusu; ancak Kandil'in yakın zamanda varılacak bir anlaşmaya uymaya hazır olduğunu düşünmüyorum. Kandil, İmralı'da bir anlaşmaya varılmasını çok uzak bir ihtimal olarak görüyor ve bu nedenle de Öcalan'ı karşıya almamak için, rahatça ona açık çek yazabiliyor. Fakat son günlerde Kandil'den provokatif açıklamalar gelmeye başlayınca insanın aklına "müzakere taslağını onayladıkları için pişman mı oldular" sorusu geliyor. Normalde barışa en yakın olduğumuz bir anda, masaya müzakere için oturulduğu sırada provokatif açıklamalardan kaçınmaları gerekir. Ama biraz daha bekleyip göreceğiz; anlaşmaya yakınlaştıkça Kandil panikliyor mu paniklemiyor mu, anlayacağız. Umarım bu kez bizleri şaşırtırlar.