• 4.01.2015 00:00
  • (2406)

 Yöntem basitti aslında; Cemaat'e bağlı istihbaratçı polisler, hedef aldıkları kişileri sahte isim ve uydurma örgütler üzerinden dinlemeye alıyor, ardından internete sızdırdıkları kasetlerle itibar suikastı gerçekleştiriyorlardı. Bu yöntemi her alana uyguladılar; çok siyası politikacı, milletvekili, işadamı, gazeteci, bürokrat dinleme ve kaset kumpasının kurbanı oldu. Ankara'da yürütülen telekulak soruşturmasında 2011 Haziran seçimlerinden önce kaset skandalıyla sarsılan MHP'nin üst düzey yönetici ekibinin de aynı yöntemin kurbanı olduğu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıktı. Asıl bomba ise 2010 yılında kaset kumpasıyla istifa etmek zorunda kalan Deniz Baykal'ın yakın çevresinin de sahte isimlerle dinlendiğinin tespit edilmesi. Ortaya çıkan bu bilgiler, Cemaat'in muhalefet partilerine kaset kumpası kurduğunu, bu partileri ve bu partiler üzerinden de Türkiye'yi dizayn etmeye çalıştığını tüm açıklığıyla gösteriyor. 

Ancak CHP ve MHP'nin kaset kumpasıyla yüzleşme cesareti gösterip göstermeyeceği merak konusu. İki partinin bugüne kadar Cemaat ile kurduğu ilişkilere bakıldığında ufukta bir hesaplaşma ihtimali yok denecek kadar zayıf. Aksine kaset kumpasıyla içlerinde genel başkan yardımcıları da olan 10 parti yöneticisini kaybeden MHP, 10 Ağustos seçimlerinde Pensilvanya'nın önerdiği ve desteklediği Ekmeleddin İhsanoğlu'nu, CHP ile birlikte ortak aday gösterdi. MHP, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü telekulak soruşturmasına da pek ilgili göstermiyor; kumpasın faillerine yönelik bu ilgisizlik ve duyarsızlık fazlasıyla kuşku verici aslında. Kasetleri hazırlayan istihbaratçılar deşifre olmasına rağmen MHP neden soruşturmanın takipçisi olmuyor?

CHP içinse durum daha vahim; MHP'den daha çok CHP etkilendi bu kaset komplosundan. Deniz Baykal, partisinden istifa etmek zorunda kaldı; Baykal'ın kurduğu yönetici ekip partiden tasfiye edildi. MHP'ye yönelik kumpasın etkileri sınırlıydı; ancak CHP'ye yönelik kumpas başarıya ulaştı; Cemaat, CHP yönetimini ele geçirdi bu kumpas sayesinde. 

Tablo bu olmasına rağmen Cemaat konusu CHP'de hâlâ tabu konusu olmaya devam ediyor. CHP'de Cemaat'e dokunan yanıyor. Birgül Ayman Güler bile, katıldığı bir panelde partilerinin Cemaat ile ittifak yaptığını korkarak, yarım ağızla söyleyebildi. Bu zayıf eleştiriye karşın Güler, disiplin kurullarına sevk edildi ve partiden ihraç edilmesi gündeme geldi. 

Cemaat konusu CHP'de konuşulacak, tartışılacak bir mesele değil hâlâ; parti yöneticileri bunu bildiğinden, Cemaat bahsini hiçbir platformda açamıyor, dile getiremiyor. 

Oysa Baykal'a kaset kumpası kuranın Cemaat olduğunu CHP'deki en sıradan partili bile biliyor. Kılıçdaroğlu'nu parti yönetimine Cemaat'in taşıdığını inkar eden de yok; ama buna rağmen, Deniz Baykal da dâhil CHP içinde tek cesur bir isim çıkıp kumpas gerçeğinin üzerine gitmeye yanaşmıyor. 

Fakat "Tahşiyeciler" kumpasıyla birlikte artık bir dönem aydınlanmaya başladı; Cemaat'in yürüttüğü bütün soruşturmalar mercek altına alınıyor. "Şike" mağduru Aziz Yıldırım'ın şikâyeti üzerine, yeni bir kumpas soruşturması daha başladı. Sıra yavaş yavaş MHP ve Baykal kasetine geliyor. CHP, bu kumpasla yüzleşme cesaretini göstermek zorunda; yoksa bir siyasi parti olma kimliğini, kişiliğini kazanamaz. Kumpasla yüzleşmenin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum; iktidar partisi, Cemaat gerçeğiyle nasıl yüzleşme iradesi gösterdiyse, ana muhalefetin de bu cesareti göstermesi gerekiyor.