• 10.01.2015 00:00
  • (2228)

 Emniyet İstihbarat eski Daire Başkanı Sabri Uzun, "İn-Baykal Kasedi-Dink Cinayeti ve Diğer Komplolar" isimli kitabında, Deniz Baykal'a kaset komplosunun Cemaat yapımı olduğunu yazdı. Sabri Uzun, kaset tuzağını hazırlayan Cemaatçi beş polisin ise ayrıca ödüllendirildiğini açıkladı. 

Kuşkusuz bu kumpasın arkasında Cemaat'in olduğu biliniyordu ancak yine de açık kanıtlara ihtiyaç vardı; işte eksik olan o kanıtları, istihbaratçı kimliğiyle öne çıkan Sabri Uzun dün piyasaya çıkan kitabında kamuoyuna sundu. Cemaatçi polislerin kaset tuzağını nasıl hazırladıkları, kapıyı nasıl açtıkları, hangi teknolojiyle görüntü aldıkları kitapta ayrıntılı olarak yer aldı. 

Bu yeni bilgilerin önemi, okların Cemaat'i işaret etmesinden kaynaklanmıyor; Uzun'un kitabı, kumpasın CHP içindeki uzantılarını göstermesinden bakımından önemli. Nitekim Baykal komplosunu, Cemaat'ten daha çok, Kemal Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin ekibi unutturmaya çalıştı. 

Fakat Uzun'un bu kitabıyla, kumpasın işbirlikçilerinin kendilerini daha fazla  gizleme imkânı kalmadı. Uzun'un kitabının çıkacağını önceden haber alan Gürsel Tekin'in alelacele televizyonlara çıkarak "Kaset CHP'yi dizayn etmek içindi" diye açıklamalarda bulunması, kumpastaki payını gizlemeye ve CHP'de başlayacak hesaplaşmada kurnazca ön almaya dönük.

Kaset kumpası CHP tarihinde rastlanmayacak türden bir iç darbeydi; tuzağı Cemaat'in istihbaratçı polisleri kurdu; ancak asıl darbe içeride gerçekleşti. Kemal Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin ve etrafından toplanan grup, kumpasa karşı duracaklarına Baykal'ın koltuğunu çalarak  darbeyi tamamladılar. 

Deniz Baykal, 10 Mayıs 2010'da istifasını açıkladığı basın toplantısında kaset komplosunun hedefinin sadece kendisi olmadığı, Türkiye'yi dizayn etmek isteyen derin güçlerin önce CHP'yi ele geçirmek istediğini ve CHP'nin buna direnmesi gerektiğini belirtmişti. Baykal o gün şöyle uyarmıştı: "Bu komplonun hedefi sadece ben değilim, aynı zamanda CHP'dir. CHP de bu  kirli tezgahlar karşısında yolunu seçmek zorundadır. Benim istifa kararım, hem  Türkiye siyasetini hem CHP'yi yeniden tanzim etmek isteyenlere bir imkân  tanıyacak hem de CHP'ye bu komplo ile hesaplaşma fırsatı verecektir.”

Ancak aynı basın toplantısında Baykal'ın olağan şüpheli konumundaki Pensilvanya'ya teslim olduğunu gösteren ifadeler kullanması, komploya karşı dik duramaması CHP içindeki darbecilerin işini kolaylaştırdı. Cemaat'ten kasetle işareti alan Kemal Kılıçdaroğlu adaylığını açıklayarak, Baykal'a son darbeyi indirdi. 

"Gandi Kemal" hikâyesinin bir başarı hikâayesi olmadığı, bir kumpasın hikâyesi olduğu,"Gandi Kemal"in aslında "Kasetçi Kemal" olduğu bugün artık şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıktı. 

CHP'deki ulusalcıların bu gerçekle bir süredir örtülü bir şekilde hesaplaşmaya çalıştığını görüyoruz. Ama kumpasın farkında olan Birgül Ayman Güler ve arkadaşları, konuşmaya başladıkları andan itibaren partilerinden sürülmeye, tek tek tasfiye edilmeye başlandı. Cemaat'e dokunan, sırf konuştukları için Kemal Kılıçdaroğlu ekibi tarafından disiplin kurullarına sevk edilmekte, susturulmaya çalışılmakta. Ancak CHP, bu iç hesaplaşmayı yaşamak zorunda ve kimse, Cemaat bile bu hesaplaşmayı engelleyemez. 

Cumhuriyet'in kurucu partisi olmakla övünen gerçek CHP'lilerin önce partilerini Cemaat ajanlarından kurtarması gerekiyor. Bilmeliler ki, CHP'yi yönetme becerisini göstermeden Türkiye'yi yönetme iddiasına kavuşamazlar. Türkiye'ye sahip çıkmak istiyorlarsa önce partilerine sahip çıksınlar. Gerisini sonra konuşuruz!