• 11.01.2015 00:00
  • (2236)

 Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Bingöllü. Doğu’dan gelmiş, Türkiye Cumhuriyeti’nde bakanlık koltuğuna kadar yükselmiş bir isim.

 

Yılmaz’ı önceki gün kahvaltıda ağırladık. Sorularımızı cevapladı. Sohbetin sonunda önümüze ilginç bir tablo çıktı:

Bu ülkede belli gruplar sürekli olarak baltayı kendi ayağına vuruyor! Hem onlar kaybediyor hem de biz, hepimiz.

Canlı bomba gibiler. Diğer canlı bombalardan tek farkları, ne yaptıklarının farkında olmadan bilinçsizce pimi çekmeleri!

Patlıyorlar, patlatılıyorlar…

* * *

Bakan Yılmaz’ın deyimi ile bunlar halk düşmanı. En çok da gençlere zarar veriyor, onların önünü kesiyorlar.

Bir yanda istismar diz boyu. En çok yaptıkları iş, sefalet edebiyatı, geri kalmışlık vurgusu ve kitleleri tahrik. Doğu ve Güneydoğu’da, PKK ve onun siyasi uzantıları sürekli olarak bu istismardan besleniyor.

Sonra da…

Şantiye basıyorlar, iş makinesi yakıyorlar, işçi kaçırıyorlar. Müteahhitleri tehdit ediyor, iş yapmasını engelliyorlar. Bölgeye bir çivi çakılmasından dahi rahatsız oluyorlar. Ellerinden gelse, var olan tesisleri de havaya uçurup yok edecekler.

Silvan Barajı, GAP’ın önemli parçalarından biri. Diyarbakır çevresini dönüştürecek ve farklı çehreye kavuşturacak bir tesis. Tamamlandığında bölge insanının hayat kalitesini yükseltecek.

Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, “defalarca saldırıya uğradı” diyor.

Peki kim kullanılıyor bu saldırılarda? O tesisler tamamlandığında hayat standartları yükselecek insanlar! İşte o yüzden onlara “canlı bomba” diyorum. Attıkları her adımda en büyük zararı kendilerine veriyorlar.

* * *

“Çözüm Süreci” çerçevesinde olumlu beklentiler artıyor, işadamlarının bölgeye bakışı değişiyor…

Tam bu noktada Kobani bahanesi ile 6-8 Ekim olayları patlak veriyor. Onlarca insan hayatını kaybediyor. 16-17 yaşındaki gençler işkence ile başları ezilerek öldürülüyor. İlginçtir, olayları çıkaranlar sözde bölge halkını temsil edenler.

Bir anda her şey tersine dönüyor.

Bakan Yılmaz, “Bu olaylar, özellikle Batman ve Diyarbakır gibi illerde negatif etkileşmeye yol açtı” diyor.

Ve onca çaba boşa gidiyor…

Her şey sil baştan yeniden başlıyor.

* * *

Bizde canlı bomba o kadar çok ki…

THK Havacılık ve Uzay Üniversitesi Rektörü Profesör Ünsal Ban’ın yaptığı hesaplamalara göre, Gezi Olayları’nın bu ülkeye maliyeti 120 milyar dolar.

17-25 Aralık’ta gerçekleyen Paralel Saldırı, Türkiye’ye 110 milyar Türk Lirası kaybettirmiş durumda.

PKK’nın ekonomik maliyeti ise 600 milyar dolar. Bu kaynağın yatırıma dönüşmesi halinde, ülkenin kazanacağı ivmenin hayal edilmesi bile güç.

İlginçtir, bu noktada da önümüze aynı tablo çıkıyor:

Ülkedeki bazı ekonomik problemlerin en fazla istismarını ise, Gezi Olayları destekçileri ile Paralel Çete’nin uzantıları yapıyor.

Oysa, sorunun kaynağı kendileri! Zarar görenler ise, onlar da dahil, Türkiye’de yaşayan özellikle ekonomik sıkıntı içinde olan insanlar!

* * *

Aslında dünden bugüne değişen hiçbir şey yok. Türkiye’de bu tablo hep yaşanıyor. Biz kendi kendimizi yerken ve geniş kitleler zarar görürken, birileri de ellerini ovuşturarak ortaya çıkan durumu seyrediyor.

Victor Hugo zamanında ne güzel söylemiş, “Paris’te bir insan öldürülürse cinayettir. Doğu’da 50 bin insan boğazlanırsa bu bir meseledir” diye!

Biz de kabul etmiş olmalıyız ki, Paris’teki saldırıya dövünüyor ama kendi içimizde sürekli olarak patlayan canlı bombaları derinliğine tartışmıyoruz. Hatta mesele ettiğimiz bile söylenemez.