• 27.02.2015 00:00
  • (2090)

 Ülkedeki siyasi kutuplaşmanın varlığı inkâr edilemez. Günlük hayatımızda rastlayabileceğimiz türden bir gerilim bu. Dünya görüşü ve yaşam tarzından kaynaklandığı iddia edilse bile bence kutuplaşmanın asıl sebebi siyasi tercihler. AK Parti'yi destekleyenler ile desteklemeyenler ikiye ayrılmış durumda. AK Parti'ye karşı olanların aralarındaki farklıklar ise siyasi tansiyonun arttığı zamanlarda tümden siliniyor. Deyim yerindeyse sağcısı-solcusu, cemaatçisi-liberali, Beyaz Türk'ü-Kürtçüsü hepsi bir araya geliyor. Karşıtlıklarını unutup -sokakta ve Meclis'te- birlikte hareket edebiliyorlar. İç Güvenlik Kanun Tasarısı görüşmeleri de muhalefeti birbirine iyice yaklaştırdı. CHP, MHP, HDP hükümet karşısında tek bir partiye dönüştü.

 

* * *

Her ne kadar bu kutuplaşmanın sorumlusu olarak hükümet işaret edilse de muhalefetin payı daha büyük. "Yüzde 50 nefreti" söylemini piyasaya muhalefet sürdü. Sandık sonuçlarına dayanarak toplumun yüzde 50'sinin AK Parti'den ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan nefret ettiğini savunuyorlar. Oysa bu mantık yürütme biçimi doğru kabul edilse, CHP'den nefret edenlerin oranı yüzde 76, MHP'den nefret edenlerin oranı yüzde 86, HDP'den nefret edenlerin oranı ise yüzde 94 olur. Toplumun duygularını anlamada bunun hatalı bir yöntem olduğunu söylemeye sanırım gerek bile yok. 

Fakat bu söylem, AK Parti içine bile sirayet etmiş durumda; Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç yakın zaman önce bir televizyon kanalında "Yüzde 50 oy alıyoruz, geri kalanı bize nefretle bakıyor" ifadelerini kullandı. Arınç, kutuplaşmanın varlığından şikâyet etmekte belki haklıydı; ayrıca hükümet üyesi olarak kendilerinde de kusur aralamaları dikkate değer öz eleştirel bir tutum; ancak bu iyi niyetli tahlil, "yüzde 50 nefreti" söyleminin arkasındaki siyasi amacı perdelemekten başka bir işe yaramıyor.

* * *

"Yüzde 50 nefreti", AK Parti'ye ve özellikle de Erdoğan'a karşı sistemli bir suçlama ve karalama siyasetinin sonucu olarak gelişti. Bu kampanyanın startı ise ta iki yıl önce verildi. Erdoğan'ın şahsına ve ailesine yönelik fiziki sınırlamaları ve ahlaki engelleri ortadan kaldırdılar. Vesayet medyası, duvar yazılarında rastlayamayacağımız çirkinlikte küfürlerle yayın yapmaya başladı. "Yüzde 50"nin nefretini Erdoğan'ın üzerine salmak için ellerinden gelen her türlü çirkinliği yaptılar. Onu, toplumun nefret objesi haline getirmek istediler.

AK Parti'nin ve Erdoğan'ın, bu nefret siyasetinin geliştirilmesindeki hata ve kusurları elbette yok değil. Ancak kutuplaşmanın ve gerilimin asıl sorumlusu iktidar partisi veya Erdoğan değil, darbeye girişiminde bulunanlar ve darbeyi destekleyenlerdir. Erdoğan'ın üslubu, sertliği, dik duruşu vs. özellikleri kutuplaşmanın nedeni değil, sonucudur. 

* * *

Ne var ki bu kutuplaşma siyaseti veya "yüzde 50 nefreti" muhalefete değil, Erdoğan'a yaradı. Erdoğan sandıktan güçlenerek çıktı ama muhalefet sandıkta da, sokakta da eridi. İki yıldır körüklenen "yüzde 50 nefreti" ulaşabildiği kesimleri ve muhalefetin kendisini hasta etti. Ruhsal olarak sakatladı. Artık her meseleye "AK Parti nefreti", "Erdoğan nefreti" ile yaklaşıyorlar. Siyasi akıllarını yitirmiş durumdalar.

Toplumun duygularıyla oynamak, onu manipüle etmek tehlikeli bir iştir. "Yüzde 50 nefreti" de bir bumerang gibi muhalefeti vuracak. Başarısızlık ve çözümsüzlük sonunda ürettikleri nefretin kendilerine dönmesine ve ellerinde patlamasına neden olacak. "Yüzde 50"yi sonsuza kadar kandıramazsınız.