• 2.03.2015 00:00
  • (2576)

 Görüntü mü daha çok şey anlatıyor yoksa içerik mi? Hükümet üyeleri ile İmralı heyetinde yer alan HDP'lilerin Dolmabahçe Sarayı'nda yaptığı ortak basın toplantısını izleyince bunu düşündüm. Dikkatim açıklamanın içeriğine değil, daha çok görüntüsüne kaydı. Ortak basın toplantısı için neden Cumhuriyetimizin başkenti Ankara değil de eski Osmanlı sarayı tercih edildi? Mesajın içeriğinden çok simgesel yanına mi işaret edilmek istendi acaba? Bu toplantıyla verilmek istenen mesaj yapılan konuşmalarda mı, yoksa mekanda, atmosferde, biçimde mi gizli? 

Mikrofonlar açıldığında aklımız sözlerin peşine takılıp gider. Tarafları bir araya getiren ama sözcüğe dönüşmeyen o asıl nedeni veya ihtiyacı kelimelerin gürültüsü arasında kaybederiz. Dolmabahçe'deki basın toplantısında sarf edilen diplomatik sözlerden, vaatlerden ve şartlardan daha ikna edici olansa, iki tarafın niyeti ve amacıydı bence. Kendilerini anlatmak için seçtikleri mekan, ifade ettikleri sözlerden daha anlaşılırdı. Karışık diplomatik sözler yerine mekana, fotoğrafa, seslerin tonuna bakmayı tercih ederim. Dolmabahçe, Türkler ve Kürtler için ortak bir tarihi işaret ediyor. Bin yıl boyunca birlikte yaşamayı, birliği ve kardeşliği simgeliyor. Dolmabahçe "ortak vatan" demek. Tarihsel sorunlar, tarihi mekanlarda çözülebilir ancak.

Sanılanın aksine hayatta niyetler sözlerden daha önce gelir. Niyet, amacı, ruhu, gayeyi anlatır; barışın, dostluğun, bir arada yaşamanın mayası olabilir pekala. Ama sözler aklın hesaplarını yansıtır, politikanın alanına girer. Bu nedenle gerçeği satır aralarında aramaya çıkmak boşunadır bazen; sözlerde açık, kelimelerde sorun bulmak insanı çok da bir yere götürmez. Aslolan niyetteki açıklar, gayedeki sorunlardır. Dolmabahçe toplantısının etkileyiciliği sözlerden çok verilen fotoğraftan kaynaklanıyor. Bu fotoğraf, Türkiye'yi barışa inandırdı. Hükümet, Türkiye'ye karşı silahlı isyan başlatan bir örgütle barışma kararlılığında olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde gösterdi, 30 yıl boyunca binlerce canımızı yitirmemize neden olan bir sorunla yüzleşme kararlılığında olduğunu kanıtladı. Çözümü başlatan akıl, irade Dolmabahçe toplantısıyla bin yıllık ortak tarihe, kardeşlik hukukuna sahip çıkmakta son derece kararlı olduğunu gösterdi. Çözümün mimarı Erdoğan'dır, buna politik sebeplerle karşı çıkanlar elbette olacaktır, bu normaldir; ama bu itirazlar, çözüm iradesinin Erdoğan'da somutlaştığı gerçeğini değiştirmiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın günlük politik hesaplarla, diktatörlük hevesiyle barışı istediğini düşünenler, onun zorlu bir tarihi meseleyi çözüme kavuşturmaya çalıştığını da gözden kaçırıyor. Oysa kördüğüme dönüşmüş toplumsal ve siyasal sorunları dar politik çıkarlarının ötesini göremeyen liderler çözemez. Çözüm için maddi hesaplardan çok, derin manevi dayanaklara ihtiyaç vardır ki, bu da kendi şahsi varlığının da ötesine geçmekle, milletin ihtiyaçlarını derinden kavramakla mümkündür. 

PKK lideri Abdullah Öcalan için de "hapishaneden yırtmak" amacıyla barış istediğini öne sürmek haksızlık olur. Büyük kuşatma altında, kendisini riske eden bir süreci yürütüyor Öcalan; "silahları bırakın" çağrısı yapmak büyük cesaret ister. Bu çağrıyı yaparak, o da "ortak vatan"da yaşama niyetini, kararlılığını gösterdi. Bu niyet uğruna silahı tümden devreden çıkarmaya razı oldu. Önemli olan silahlı isyanın liderinin bu niyetini korumasıdır. PKK'yı destekleyen Kürtler, Kandil'e veya HDP'ye değil, Öcalan'da gördüğü bu niyete umut bağlamıştır. Halk bu niyetin, ruhun kendisine huzur ve güvenli bir gelecek vaat ettiğinin farkında. Dolmabahçe deklerasyonu bin yıllık kardeşlik hukukuna sahip çıkma, ortak vatanda eşit ve özgür temelde yaşama kararlılığını gösteriyor. Hiç bir silah bu tarihsel niyet ve amaç karşısında daha fazla direnemez; çatışma umudunu hala kesmeyenler de bilmeli ki, 30 yıllık silahlı Kürt isyanı bitti, silahlı mücadele dönemi kapandı. Karanlık sığınaklardan çıkın artık!