• 6.03.2015 00:00
  • (2052)

 Abdullah Öcalan'ın 21 Mart 2013'te PKK'ya yaptığı çağrının gereği yerine getirilmedi. Örgüt, deyim yerindeyse iki yıl boyunca yerinde saydı; ne silahları bırakmaya yanaştı, ne de siyasete dönüş hazırlığı yaptı. Öcalan'a doğrudan karşı koyamadıkları için süreci zamana yaymayı tercih ettiler; Gezi ayaklanması, Kandil'in sığınabileceği "geçerli", "makul" bahaneyi oluşturdu. Vakit kaybetmeden, sınır dışına çıkmayı durdurup eski mevzilerine geri döndüler. 

Kandil ve HDP yönetimi, hükümete karşı kurulan darbe koalisyonuna Öcalan'ın müdahalesi ve tabanın duyarlılığı sayesinde katılamadı; ama gönülleri hep bu koalisyondan yana oldu. Pozisyonlarını "üçüncü taraf" olarak açıklasalar da statükocu blokla aralarındaki mesafe zamanla silindi, tek taraf oldular. Bunun nedeni, Öcalan dışındaki yöneticilerin zihinsel olarak Türkiye'deki muhalefet cepheyle aynı ideolojik ve siyasi kodları paylaşıyor olması. 

PKK lideri Abdullah Öcalan'ın 4 Şubat'ta örgüte gönderdiği "tahkim edilmiş ateşkes ve silahsızlanma kongresi" talimatı, Kandil'in vetosuyla karşılaştı; itirazlarının aşılması ise ancak 28 Şubat'ta mümkün oldu. 

Kandil ve HDP'nin iki yıl önceki Öcalan'ın talimatına verdiği tepkiyle, "silahsızlanma kongresini toplayın" çağrısına gösterdiği reaksiyon neredeyse bire bir aynı. Yine, yolda yeni bir bahane bulana kadar Öcalan'ın talimatına uyar bir tutum aldılar. Kandil daha şimdiden "10 maddenin gereği yerine getirilsin ondan sonra... " demeye başladı bile. HDP de "İç güvenlik paketi"ni, tarihi Dolmabahçe çağrısının ön şartı olarak sunmaya ve bu yeni sürece karşı kullanmaya başladı. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın, PKK'ya yapılan çağrının üzerinden daha bir saat bile geçmeden "Hükümete zerre kadar güvenmiyorum" açıklaması da süreci bozmaya ne kadar hevesli olduklarını göstermeye yetiyor bence.

İki yıl önceki çekilme ve silahsızlanma sözünün gereğini yerine getirmemelerini Gezi ve 17-25 Aralık'ta ortaya çıkan belirsizliğe bağlıyorlardı. Bu gerekçe iktidar tarafından bile kısmen "makul" bulundu. Ancak Ankara, kontrolü yeniden sağladıktan sonra da Kandil ve HDP'nin tutumu değişmedi. Kaldıkları yere, fabrika ayarlarına geri döndüler; silahlı güçlerini sınır dışına çekmedikleri gibi şiddeti dağdan şehirlere taşıdılar. Yol kesme, haraç alma, kimlik kontrolü, cinayet vs. kamu düzenini bozan eylemlere giriştiler. Kobani olayları ile çözüm sürecine darbe vurmaya bile kalktılar. 

Dolmabahçe çağrısı, iki yıl öncekinden farklı olarak Ankara ve İmralı arasındaki tarihi bir mutabakatı ifade ediyor. 28 Şubat'ta verilen resmin güncel yanına takılıp tarihsel yanını ıskalayanlar çözüm sürecine ihanet eder. Kandil ve HDP, 28 Şubat'ta verilen fotoğrafı ucuz bir politika malzemesi yapmaya kalkarsa barış sürecini heba ederler. 28 Şubat çağrısı, Kandil için bir test sürecidir; ya bu çağrının gereğini yerine getirip yeni Türkiye'nin parçası olurlar ya da darbeci blokla birleşip derin devletin ve dış güçlerin uzantısı olan bir örgüte dönüşürler. Karar ve tercih kendilerinin!