• 7.03.2015 00:00
  • (2065)

 Mehmet Baransu’nun tutuklanmasının ardından eski bir tartışma yeniden ısındı. Daha doğrusu “hükümet darbecilerle el ele, kol kola” suçlaması temcit pilavı gibi ısıtılıp yeniden okurun önüne sunuldu. Hasan Cemal, Mehmet Altan ve Gülenciler -Bunlara Cumhuriyet ve Doğan grubunun bazı yazarlarını da ekleyebilirsiniz- iktidar partisini Ergenekon, Balyoz gibi darbe soruşturmalarını örtbas edip darbecilerle işbirliği yapmakla suçluyor. 

Bunun nafile bir suçlama olduğunun altını çizmekte yarar var. Ne kadar yüksek sesle dile getirilirse getirilsin, gerçekliğe tekabül etmediği için bu iddialar duvara çarpıp yere düşüyor. Hükümetin darbecilerle işbirliği yaptığı, darbecilere sığındığı iddialarının binde biri bile doğru olsaydı, emin olun kamuoyunda mutlaka karşılık bulurdu. Siyasi hayat gerçeklere hamasetten daha çok ihtiyaç duyar. Asgari doğrulara sahip olmayan siyasetin geleceği olamaz; gerçekçi zemine dayanmayan politikaların güç oluşturması da imkânsızdır.

Siyasal iktidara bu suçlamayı yönelten çevreler, asgari doğrulara ve tutarlılığa sahip olsaydı, bugün farklı durumda olmaları gerekirdi. Darbecilerle işbirliğinden tutalım diktatörlüğe, rüşvete, yolsuzluğa bulaşmış bir hükümetin ayakta kalması kolay olmasa gerekti. Ortada bu kadar tartışılmaz doğrulara sahip olan bu çevreler neden bir türlü muvaffak olamıyor, dersiniz?

İktidara yönelttikleri suçlamaların tümüne kendileri bulaştığı için olabilir mi, acaba? Mesela darbecilerle el ele, kol kola hareket ettikleri için dile getirdikleri iddia ve suçlamaların dikkate değer bulunmadığını söylersek haksızlık mı etmiş oluruz? Elbette ki hayır; Gezi’de, 17-25 Aralık’ta paralel devletle birlikte darbeye girişen kendileriydi. Polis, savcı ve medyayla hükümeti devirmeye kalkan kendileriydi. Askeri etkilemeye uğraşan, sokağa çıkmaya çağıran da bu çevrelerdi. Şantaja, montaja, iftiraya, psikolojik harekâta, en ahlaksız yalana başvuran yine bunlardı. Başarılı olamadıkları için maskeleri düştü; darbeci, kumpasçı oldukları açığa çıktı; çevirdikleri bütün dolaplar deşifre oldu. 

Yavuz hırsız misali şimdi ev sahibini bastırmaya çalışıyorlar. Oysa darbe yapacak bir general bulsalar başlarının üzerine koyup, kahraman ilan edecekler. Hasan Cemal, Mehmet Altan, Gülen grubu az mı darbeci paşa aradı sanıyorsunuz? Hâlâ aramıyorlar mı darbe yapacak birkaç asker? Bütün umutları hâlâ orduda; tankları görseler, eminim ki üzerine fırlayıp ön safta yer alacaklar.

Ancak değişim herkesi etkiliyor. Türk Silahlı Kuvvetleri de değişim rüzgârından etkilenen kurumlardan biri. Bu ülkede sadece siyaset üzerinde vesayet yoktu, ordu üzerinde de ağır bir vesayet vardı. İrili ufaklı cuntalar, ordunun “milli” yanını baskılayıp geri plana itiyordu. Siyaset vesayet zincirini kırınca bundan olumlu etkilenen kurumlardan biri de TSK oldu. 

Özetle; siyasal iktidarı darbecilerle işbirliği yapmakla suçlayanların asıl derdi, TSK’yı eskisi gibi kullanamamaları. TSK artık milletin emrinde, vesayet odaklarının değil. Bütün gürültü ve patırtının sebebi işte bu.