• 11.03.2015 00:00
  • (1764)

 Hatırlıyorum, bir film sahnesini andırıyordu; Ankara'da Seferberlik Tetkik Kurulu'nda görevli iki subay, Bülent Arınç'ın Çukurambar'daki evinin dolaylarında gözaltına alındı. Askerlerin üzerinden, Arınç'ın evinin adresinin yazılı olduğu bir kağıt çıktığı iddia edildi. Araçlarındaki aramada ise hükümet üyelerine ait bazı krokiler. Bu "deliller" üzerine, Bülent Arınç'a suikast davası olarak bilinen Kozmik Oda soruşturması başlatıldı.   

Başlatılan soruşturma kapsamında Seferberlik Tetkik Kurulu'nun kozmik odalarında 25 gün süren aramalar başladı. Mühürlü çuvallar içinde evraklar "delil" olarak dışarı çıkarıldı. 30'a yakın asker "silahlı örgüt kurmak ve yönetmek, örgüt faaliyeti çerçevesinde hükümete karşı suça teşebbüs etmekle" suçlandı.

İşte bu soruşturma 6 yıl sonra takipsizlikle sonuçlandı. Savcılık, iddia ve delilleri tek tek inceletti. Arınç'ın adresinin yazılı olduğu kağıdın grafolojik incelemesi yapıldı. Yazılar, gözaltına alınan subaylarla uyuşmadı. Ayrıca telefon sinyal bilgileri de subayların ifadesini doğruladı. Böylece Bülent Arınç'a yönelik suikast iddiasının da kocaman bir yalan ve TSK'ya yönelik kumpasın bir parçası olduğu ortaya çıktı. Bu sonuç elbette sürpriz  değil, Bülent Arınç bile kısa bir süre önce suikast iddiasının inandırıcı olmadığını açıklamıştı. Bu gelişme, yargı ve polisin, bir dönem Cemaat'in kumpas makinesi gibi çalıştığını açıkça gösteriyor. Yakın tarihimize damgasını vuran büyük davaların büyük bir kısmı Cemaat tarafından ya tümden üretildi ya da sahte delillerle maniple edildi. Kazaları bile saptırarak, komplo teorileriyle güçlendirerek askere karşı kullanabilecekleri davalara dönüştürdüler. Afyon'da bir mühimmat deposunda meydana gelen patlamadan, Maraş'ta düşen Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterine kadar şantaja çevirmedikleri dosya kalmadı. Paralel yapının Malatya Zirve Yayınevi katliamı, Rahip Santoro cinayeti ve Hrant Dink suikastı gibi davaları da bugüne kadar hep kullandığını düşündük; ancak, bu korkunç cinayetlerin kurgusunun da paralel yapıya ait olduğu ortaya çıkıyor. Parmak izleri, Necip Hablemitoğlu suikastına kadar uzanıyor. 

Bu tablo üzerine "Her şey paralelin üzerine yıkılıyor" diyen bir kesim de var; elbette kimsenin üzerine işlemediği bir suç atılamaz, atılmamalı. Ancak uzun süredir ülkeye  hâkim olan tek bir derin yapı vardı; o da Gülen grubu. Bu yapı, askeri işaret ederek, hükümeti korkutarak devleti tümden ele geçirmeye çalıştı. Kamuoyunu, askerin "derin devlet" olduğuna inandırdı; ama askerin, Cemaat'e karşı bu kadar çaresiz kalması bile ise asıl "derin devletin" hangi yapı olduğunu açıklıyor bence. Cemaat'in kumpas davaları, Aysberg'in sadece görünen yüzü; görünenin altında ise devasa bir derin devlet yapısı var. 

Türkiye, bu derin yüzü 17 Aralık'tan sonra görme şansını yakaladı. Sivil siyaset, uluslararası bağlantıları da olan bu yapıyla tarihinde ilk kez hesaplaşıyor. Cemaat, tüm yönleri ve eylemleriyle, kumpaslarıyla soruşturulup açığa çıkarılmadan onunla mücadelede başarı sağlanamaz. Askeri vesayetle mücadelede düşülen hataları tekrarlarız. 17-25 Aralık, siyasete yönelik büyük bir darbe girişimiydi; Cemaat, derin devletin bütün eski aktörlerini de yanına katarak devleti tümden ele geçirmeye çalıştı. Cumhuriyet, Hürriyet, Zaman ve Taraf'ın, 17-25 Aralık darbesinde birleşmesi rastlantı değildi.  Darbecilerin medyadaki sözcülerinin bugün Cemaat'in medyadaki tetikçileri haline gelmesi de öyle. Vesayet sisteminin iyi ve kötü polisleri, 17-25 Aralık'ta maskelerini atarak sivil siyasete ve milli iradeye karşı birleşti. Bu yakınlaşma, bugün "AK Parti nefreti"yle açıklanmaya çalışılıyor; kuşkusuz bu cephenin, AK Parti nefretini körükleyerek toplumu kutuplaştırmaya çalıştığı ve tabanın siyasi tercihini etkilediği doğru; ancak Hürriyet ve Zaman'ın, Cumhuriyet ve Taraf'ın, CnnTürk ile STV'nin yan yana gelmesinin nedeni AK Parti nefreti olamaz; zira görünürde birbirlerine karşı duydukları nefret, AK Parti'ye duyduklarından daha fazlaydı. Eski düşmanlar nasıl oldu da birleşti? Gerçekten ortadan bir düşmanlık var mıydı? Bu sorunun yanıtı, derin devletin henüz açığa çıkmayan boyutlarına dair bilgileri de barındırıyor. Şimdilik söylenebilecek olan, iki tarafın da üzerinde olan yönetici aklın bugün hepsini AK Parti'ye karşı birleştirdiği gerçeğidir. Bu üst aklın yerli olmadığını ise sanırım söylemeye bile gerek yok.