• 8.02.2017 00:00
  • (1555)

 Cumhurbaşkanlığı sisteminin oylanacağı 16 Nisan Türkiye için bir dönüm noktası olacak. Ancak ne iktidar partisi ne de muhalefet, 16 Nisan’ın sonucunu kamuoyuna hakkıyla anlatabiliyor. Oysa 16 Nisan’da sandıktan çıkacak sonuç, Türkiye’nin bundan sonraki tarihî yönünü tayin edecek.

Batı sisteminin istediği gibi “Hayır” çıkar ve Türkiye “Parlamenter Sistem”de yola devam ederse birkaç yıla varmaz Türkiye’nin önüne Sevr’i koyarlar. Şöyle ki “Parlamenter Sistem” dedikleri ve ısrarla Türkiye’nin tepesine çakmak istedikleri bu sistem “milli irade”nin kırıldığı, parçalara ayrıldığı, zayıflatıldığı, PKK/HDP’nin entegre edildiği bir parlamento düzenidir. Türkiye bunun bir “düzen” değil düzenbazlık olduğunu anladığında ise iş işten çoktan geçmiş olacak.

Bu düzenbazlığın başını CHP’nin çektiği 7 Haziran’da net olarak görüldü. 7 Haziran sonrası Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’yi PKK’lı bir koalisyonla yönetmeye aday olduğunu açıklamadı mı? CHP’nin başındaki isim “YPG, Suriye’deki Kürtlerin kurtuluş ordusudur” diyerek PKK kantonlarını, dolayısıyla Sevr’i kabule hazır olduğunu göstermedi mi?

“Hayır efendim; PKK ile HDP’yi birbirine karıştırmayalım; PYD ile PKK da ayrı yapılardır” diyerek itiraz edenler elbette olacaktır. Her zamanki gibi başımıza sarmak istedikleri felaket için milleti aldatma yoluna gideceklerdir. Ne var ki görüntüye aldanmanın bu ülkeye nelere mal olacağını söylemeye gerek yok; sandıktan “Hayır” çıkarsa çok geçmeden Türkiye’yi de Irak ve Suriye gibi bölüp parçalamaya çalışacaklardır.

Cumhurbaşkanlığı sistemi, Türkiye’nin beka sorununun çözüm yolu olarak diğer bütün olumlu sebeplerden daha önemlidir. 16 Nisan’da çıkacak müspet bir netice Türkiye’yi güçlü bir devlet ve millet olma yoluna sevk etmenin sistemsel adımı olacaktır.

Batı, Ortadoğu haritasını yeniden şekillendirmek için yanı başımıza kadar sokulmuş durumda. Bu “Ortadoğu”nun içinde elbette Türkiye de var. Fakat gerçeğin ne kadar farkındayız? Maalesef medya ve düşünce kuruluşlarımız güney sınırımızda olup biteni, Irak ve Suriye’de yaşananları millete doğru dürüst anlatamadı. Dünyayı takip eden en iyi gazeteci ve muhabirler bile Batı’nın DEAŞ paketine sarıp sarmaladığı hikayeleri tekrarlayarak milleti uyutmaktan öteye geçemedi. Sadece Ortadoğu’da değil, ülkemizde olup biteni bile doğru öğrenemedik.

Türkiye'deki medya ve düşünce kuruluşlarının ekseriyeti PKK’nın, hendek terörüyle Güneydoğu’da başlattığı “iç savaş” sürecini manipüle etti. Türkiye’yi Suriye, Irak ve Libya gibi parçalama planlarını “objektif habercilik” ve “bağımsız gazetecilik” adı altında “devlet Kürtleri katlediyor” bilgisine dönüştürerek millete sundular.

Türkiye tarihin bu zorlu dönemecine ancak “milli birliği”ni pekiştirmiş olarak girerse muvaffak olabilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde sağlanan “milli birliği” 16 Nisan’da korumayı başarırsa Türkiye hızla güçleneceği, zayıflıklarını giderebileceği yeni bir sürece girer.

Devlet ve millet olarak varlığını korumanın ve güçlendirmenin yolu 16 Nisan sınavını başarıyla vermekten geçiyor. 16 Nisan’dan çıkacak sonuç ya şahs-ı manevisinin şuurunda güçlü Türkiye ya da Sevr’e mahkum zayıf ve bölünme yoluna girmiş bir ülke olacak.

Arası, ortası yok!