• 19.03.2017 00:00
  • (1370)

 Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım 16 Nisan halkoylamasını anlatmak için her gün ayrı bir şehre gidiyor. AK Parti, harıl harıl 16 Nisan için çalışıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan sadece içeride değil, dışarıda da hedef; Avrupa, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı adeta savaş açtı; Batı medyası neredeyse her gün manşetten Erdoğan’ı dolayısıyla da ülke halkını vuruyor.

Bu koşullar altında gözler haklı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın refiklerini arıyor. Sahi bunca kavga kıyamet koparken Cumhurbaşkanı’nın refikleri nerede? Bu kavga Erdoğan’ın şahsi kavgası mı? Cumhurbaşkanı Türkiye’nin mücadelesini vermiyor mu?

Şüphesiz Erdoğan yalnız değil, milletin yediden 70’e duası ve desteği arkasında. Meydanlar Erdoğan için, Türkiye için dolup taşıyor. 16 Nisan’daki halkoylamasında dünya bu gerçeği bir kez daha görecek. Fakat milletin gözü yine de eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve AK Parti’nin tanıdık ağır toplarını arıyor. Ama ne yazık ki 16 Nisan için ne demeçleri var, ne de Batı’nın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsında Türkiye’ye yönelik saldırılarına ilişkin bir tepkileri söz konusu.

16 Nisan, Türkiye için tarihi bir dönüm noktası özelliği taşıyor. Avrupa’yla bu büyük dönüşüm sürecinin hemen arifesinde karşı karşıya gelmemiz elbette tesadüf değil; Batı, Türkiye’nin hükümet sisteminde değişiklik yapmak suretiyle kendine yeni bir yol çizmiş olmasından dolayı son derece rahatsız.

Avrupa kendi kapısında bekleyen zayıf, güçsüz, hatta parçalanmış bir Türkiye görmek istiyor. Bunun için de tüm imkânlarını seferber etmiş durumda. Diplomatik ikiyüzlülükleri de bir tarafa bırakarak ülkemize karşı açıktan düşmanlık sergilemeye başladılar. Adım adım Türkiye’nin üzerine gelecekler; belki de yaptırımlar, ambargo kararları birbirini izleyecek.

Türkiye bu durumda ne yapabilir? Batı’nın tehditlerine boyun mu eğmeliyiz? Kendi haddimizi, yerimizi bilerek eskiden olduğu gibi Avrupa’nın kapısında dilenci gibi beklemeye devam mı etmeliyiz? Batı istiyor diye güney sınırlarımızdaki terör devletini görmezden mi gelmeliyiz? PYD’yi tanıyıp PKK’yla ülkenin egemenliğini mi müzakere etmeliyiz? Devletin kapılarını FETÖ’ye yeniden mi açmalıyız?

Batı’nın Türkiye’den istediği bunlar; Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ne yapsın? Meydanlarda millete hamaset sergileyip kapalı kapılar ardında Batı’nın bu dayatmalarına “evet” mi desin?

Büyük bir tarihe, köklü bir medeniyet geçmişine sahip olan Türkiye’nin tavrı elbette kendi yolunu çizmek oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde Türkiye kendi göbeğini kendisi kesme yoluna gitti. Üstelik bu değişim süreci Batı’nın dilinden hiç düşürmediği demokratik usullerle gerçekleşiyor. Ne sırtını Batı’ya dönen, ne de dizginleri Batı’nın eline teslim eden bir Türkiye var artık.

Bu tarihî günlerde susanların, tek kelime dahi etmeyenlerin, meydanlara çıkmayıp, kavgaya omuz vermeyen refiklerin yarın herhangi bir isteği ve hakkı; milletin huzuruna çıkıp kabul görme talebi olabilir mi?