• 27.03.2017 00:00
  • (2271)

 Avrupa’daki “Hayır” kampanyaları Cumhurbaşkanı Erdoğan karşıtı gösterilere dönüştü. Türk siyasetçilere 16 Nisan yasağı getiren İsviçre, meydanları terör örgütlerine bıraktı. PKK’nın Bern’de yaptığı “Hayır”gösterisinde “Kill Erdoğan” (Erdoğan’ı öldür) yazılı pankart açıldı. Ne yazık ki Avrupa, Türk Cumhurbaşkanı’nın başına tabanca doğrultulmuş pankartlar açılmasından hiç rahatsız değil.

Terör örgütlerinin bu kadar pervasızlaşmasının nedeni şüphesiz Avrupa’dan gördükleri bu destek. Batılı devletlerin veya gizli servislerin desteğini almadan İsviçre’nin başkent sokaklarında Türk Cumhurbaşkanı’nın başına tabanca doğrultulmuş pankart açmak imkansızdır. O tabancayı tutan elin Batı’ya taşeronluk yaptığı da ortada. Ayrıca o tabancanın sadece Erdoğan’ın değil, onu seçen milletin başına doğrultulduğu da açık.

“Kill Erdoğan” pankartını açan PKK, küresel çetenin tetikçi örgütlerinden biridir. Bu örgüt İsveç Başbakanı Olof Palme suikastında da taşeron olarak kullanılmıştı. Palme gibi bir devlet adamının suikastına karışan PKK’ya Avrupa’nın kapılarının hâlâ açık olması ilginç değil mi? Peki Avrupa’nın Türklere karşı PKK’yı desteklemeleri, kollamalarına ne demeli? Küresel çetenin tetikçi örgütü olmasaydı herhalde PKK’ya Avrupa kapıları sonuna kadar açılmazdı. Avrupa’nın göbeğinde devlet adamlarına suikast yapan bir örgütü küreselcilerden başka hiçbir güç barındıramazdı, nitekim öyle de oldu.

Avrupa’nın taşeron örgütler üzerinden tehditler savurmasına elbette şaşırmamak gerekir. Zira Türkiye, avuçlarının arasından kayan bir yıldız gibi Avrupa’nın dümen suyundan çıkıyor. Avrupa bunu bir türlü sindiremiyor. Lozan’da teslim aldığını düşündüğü Türkler, yeniden güçlenmekte ve siyasi olarak da bağımsızlaşmakta. Bu gidişatı durdurmak için yarım asırdır destekledikleri FETÖ ve PKK da sonuç vermedi. PKK’nın iç savaş çıkararak Türkiye’yi Irak ve Suriye’ye çevirme denemesi başarılı olmadı; FETÖ’nün 17-25 Aralık Yargı darbesi ve son olarak da 15 Temmuz’da kalkıştığı alçakça darbe girişimi amacına ulaşamadı. Devlet ve millet Batı’nın taşeronluğunu yapan bu örgütlerin üstesinden gelmeyi başardı.

Avrupa’nın bundan sonra çevireceği gizli dolap da pek kalmadı. Türkiye’ye açıktan tavır alma, diplomatik krizler yaratma, ekonomik ambargolar uygulama gibi operasyonel kararlar alabilirler; bunun yanı sıra PKK ve FETÖ üzerinden siyasi suikastları devreye sokabilirler; ama Türkiye açısından Avrupa’nın maskesi düşmüş durumda. Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkilerin eskiye dönme ihtimali artık yok. Çünkü Avrupa, fabrika ayarlarına döndü. Avrupa demokratik değerler noktasında kendine gelmediği müddetçe Türkiye’nin haklı tavır alışları devam edecektir.

Burada şu noktanın altını çizmekte fayda var; Gezi’den beri yükseltilmeye çalışılan Erdoğankarşıtlığının arkasında Batı var. FETÖ ve liberalleri, PKK ve siyasi uzantıları, CHP ve medyası yalnızca Batı menşeili Erdoğan karşıtı propaganda savaşının taşeronluğunu yaptılar, yapıyorlar.

16 Nisan’da Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle ilgili itirazların arkasında da aslında Batılı devletlerin ve istihbarat servislerinin yönlendirmesi vardır. Kuşkusuz her Türk vatandaşının eleştirisi, farklı tercihi elbette olabilir; ancak muhalefetin başını çeken siyasi güçler, Batı’nın kontrolü altındaki siyasi yapılar olduğundan Cumhurbaşkanlığı sistemine karşı “Hayır”kampanyasının başını da bunlar çekmektedir. Bu nedenle “Hayır” kampanyasının merkezi Avrupa’dır, Türkiye değil.

Ankara, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelen tehditleri ciddiye almalı ve Avrupalı ülkelere gerekli tepkiyi göstermelidir. Türkiye Cumhurbaşkanı’nı öldürmekle tehdit eden örgüte de haddini bildirmelidir. Bugünkü Türkiye’nin eski Türkiye olmadığını hem terör örgütü, hem de Avrupa muhakkak görmeli.