• 26.04.2017 00:00
  • (1262)

 FETÖ ve PKK’nın “Bahar” tehditleri, darbe korkutmaları “Evet” sandığına gömüldü. Türkiye’nin iklimi “Evet”le birlikte sahici bir bahara dönüştü. Referandum sonucuna ilk olumlu tepkiyi ekonomi piyasaları verdi; Türkiye ekonomisini çökertme planları sandıktan çıkan yüzde 51.4’lük “Evet” ile boşa çıkarıldı.

“Evet”in daha önemli sonucu Türkiye’nin bölgede ve dünyada artan ağırlığı olacaktır ki bu süreç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mayıs ayında çıkacağı dünya turuyla start alacak. Erdoğan sırayla Hindistan, Rusya, Çin, ABD ve Avrupa’ya gidecek ve dünya liderleriyle önemli görüşmeler gerçekleştirecek. Türkiye’nin gelecek 50 yılı bu görüşmelere göre şekil alacak. Bu tarihi sonuçlara yol açması bakımından 16 Nisan, bir milat olma özelliği taşıyor. Ağırlığı, gücü, önemi tarih sayfalarına hapsedilmeye çalışılan, özgüveni örselenen Türkiye’nin önü 16 Nisan’da açıldı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın azmi, kararlılığı, siyasi ufku sayesinde Türkiye gömülmeye çalışıldığı tarih çukurundan, kefeni yırtarak çıkıyor.

Dünya bu yeni doğumun farkında. Zaten etrafımızı saran tüm felaketler bu doğumu engellemek içindi. FETÖ, PKK, CHP, HDP bunun için vardı; Batı, yıllardır Türk devletini içeriden zayıflatarak bu büyük doğumu engellemeye çalışıyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin yükseliş dönemini başlatan bir lider olduğu için hedef tahtasına konuldu. Erdoğan’a yönelik bu kadar çok saldırının sebebi başka ne olabilir? Demokrat olmaması mı? Kime göre, neye göre demokrat? Millet desteğini alan, sandıktan çıkan bir lider ne zamandan beri “Diktatör” olarak tanımlanıyor? Kendilerine benzeştiremediklerini, Batı’nın hizmetkârı yapamadıklarını antidemokratik olmakla itham edenler evvela kendi uygulamalarına ve pratiklerine bakmalılar.

Erdoğan’ı diktatörlükle suçlayan Avrupa, Nazi zihniyetine teslim olmuş durumda. Avrupa, tarihin en kanlı darbeci generalini kırmızı halılarla karşıladı. Bu Avrupa için çok şeyi ifade ediyor.

Sadece darbeci generaller mi, terör örgütleri de Avrupa’nın gözdesi. AB ülkeleri dünyanın gördüğü en kanlı terör örgütü PKK’yı himaye edip, destekliyor; yine FETÖ gibi şeytani bir çeteyi Türkiye’ye karşı kullanıyor. Sabah’ta Mehmet Barlas’ın dünkü yazısında dikkat çektiği gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sonra Papa Francis bile Avrupa’daki mülteci kamplarını Nazi kamplarına benzetmedi mi?

Avrupa Birliği, kendi değerleri başta olmak üzere “evrensel insanî değerler” olarak nitelediği değerlere de ihanet eden bir siyasi çürümüşlüğü yaşıyor.

Avrupa, dünyadaki bütün kötülüklerin anası haline gelmiş durumda. Ortadoğu’daki terörün, kaosun, yıkımın, ölümlerin, göçlerin arkasında Batı’nın yıllara yayılan politika ve uygulamaları var.

Hal böyleyken, AB’nin Türkiye’ye karşı yürüttüğü kara propagandayı ciddiye almak mümkün değil. AB’nin Türkiye’ye yönelik aldığı, alacağı kararlar siyasidir, kasıtlıdır, düşmancadır. Bundan sonra hiçbir hükümet, bu gerçekleri göz ardı ederek Avrupa’ya ilişkilenemeyecektir.

Bu büyük tabloya bakarak PKK, FETÖ, CHP, HDP ve Doğan medyasının “Evet”i itibarsızlaştırmak için başlattıkları kampanyayı daha iyi anlayabiliriz. Bu yapılar Avrupa ile birlikte güçlü Türkiye’yi engellemek için tarihin en büyük “Hayır” seferberliğini başlattılar. Sandıktan “Evet” çıkmasını engelleyemeyince de karşı bir karalama kampanyasına giriştiler. AKPM’nin dünkü oturumunda Türkiye ile ilgili aldığı, ilişkilerde 2004’ten öncesine dönüş anlamına gelen “Denetim süreci” kararını da böyle anlamak gerekiyor.

Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkinin niteliği 16 Nisan’da değişmiştir. Anlamakta belki zorlanıyorlardır ama Türkiye için yeni bir dönem başladı. Zamanla bu gerçeği CHP’ye kanıp “Hayır” verenler de anlayacaktır. Tek başına ekonomideki canlanma bile geçtiğimiz sistem değişikliğinin pratik hayattaki olumlu sağlamalarından biri.

Sandıktan “Hayır” çıksaydı Türkiye ekonomisi sarsılacak, ülke yeni bir siyasi kaosun içine sürüklenecekti. Bu durumların bir ülkenin başına gelmesini hangi vatandaş talep edebilir?

Erdoğan, partisinin başına geçmeli

Referandumdan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinin başına geçme süreci de başlamıştır. Bazı kesimler Erdoğan’ın partisine üye olmasını yeterli görmekte ve genel başkanlık koltuğuna geçmesine karşı çıkmakta.

Unutmayalım ki yeni sistemin en büyük gerekçelerinden biri çift başlılığa son vermekti. O halde bu sözün gereğinin tam olarak ve eksiksiz şekilde yerine getirilmesi elzemdir. Millet, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önce partiyle resmi olarak yeniden ilişkilenmesini, ardından da, çok uzatmadan genel başkanlık dümenine geçmesini bekliyor. Milletin kararının da, talebinin de bu yönde olduğu bilinmeli.