• 12.05.2017 00:00
  • (1515)

 ABD Başkanı Donald Trump’ın, PYD’ye ağır silah verilmesi yönündeki teklifi onaylaması -üstelik bu kararı, Erdoğan’ın 16 Mayıs’taki ziyareti öncesi imzalaması - iki ülke arasındaki ilişkileri şüphesiz olumsuz etkileyecektir.

ABD’nin PYD’yi ağır silahlarla donatması, Washington’ın DEAŞ’la mücadelenin ötesinde birtakım hedeflere sahip olduğunu gösterdi. Pentagon, şu ana kadar 50 bine yakın YPG’liyi askeri olarak teçhizatlandırmış durumda. Bu güçlere ağır silahlar verme kararı da, nereden bakılırsa bakılsın ABD’nin, PYP güçlerinden düzenli bir ordu kurmakta olduğunu ortaya koyuyor. 50 bin kişilik bir gücü eğitmek, hafif-ağır silahlarla donatmak yeni bir devlet kurmakla aynı şey; ABD’nin, PYD’den düzenli ordu yaratma çabası devlet kurmasıyla eşanlamlı.

Pentagon’un önerisi ve Trump’ın onayıyla alınan bu kararın Türkiye’yi endişelendirmesi gerekiyor. Washington’ın Ankara’yı yatıştırıcı açıklamalarının hiçbir geçerliliği ve samimiyeti yok. Açıkça söylemek gerekirse, ABD’nin kurmakta olduğu bu ordu DEAŞ’a karşı değil, son tahlilde Türkiye’ye karşı kullanılacaktır. ABD’nin ve Batılı koalisyon güçlerinin bölgede bulunma sebebi de zaten DEAŞ’la mücadele değil, Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek. Pentagon’un asıl planı, Suriye’nin kuzeyindeki PKK/PYD güçlerini bölgenin hakim silahlı-siyasi gücü haline getirmek ve “Büyük Kürdistan”ın temellerini atmak. Adının “Kürdistan” olmasına bakmayın, Washington bölgede “İkinci İsrail”i kuruyor.

Türkiye’nin bu durum karşısında nasıl bir tavır sergileyeceği merak konusu. PYD’nin ağır silahla donatılması, Ankara’nın manevra alanını iyice daralttı. Oysa Türkiye, ABD’nin DEAŞ ile mücadelede ihtiyaç duyduğu askeri desteği üstlenmeyi bile göze almıştı.

Ancak Amerika, PYD’yi tercih ederek asıl hedefinin DEAŞ olmadığını göstermiş oldu. Amaç DEAŞ ile mücadele olsaydı, bu konuda sahada ciddi bir başarıyı ortaya koyan bölgenin en güçlü devleti olarak Türkiye’nin tercih edilmesi gerekmez miydi?

ABD’nin sorumsuzca terör gruplarını silahlandırması, Ortadoğu’nun daha büyük çatışma ve savaşlara gebe olduğuna da gösteriyor, ki bugüne kadar ortaya çıkan kanlı tablonun sebebi zaten bu yaklaşım. Irak ve Suriye’de ortaya çıkan kanlı bilançonun sorumlusu başta ABD olmak üzere Batı sistemidir. Görülüyor ki, ABD bölgedeki etnik grupları ve mezhepleri birbirlerine karşı silahlandırarak daha çok kan dökülmesine sebep olacak.

ABD yönetimi, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden bir terör grubunu silahlandırıp desteklerken kuşkusuz Ankara’yı kızdırdığının farkında. Washington, Türkiye’nin başka da bir şansının olmadığını düşünerek Ankara’yı, “PYD devletini” tanımaya zorluyor. Batı sisteminin Ankara’ya verdiği tek şans, kendi mezarını kendi eliyle kazması!

Türkler, Batı sistemi tarafından köşeye sıkıştırıldıkları her seferinde, zor da olsa kuşatmayı yarmayı bilmiştir. Çanakkale destanının özü de budur; en zor şartlarda dahi topyekûn direnerek Batı’nın hesapları bozulmuştur. Bu kez de öyle olacaktır; kaldı ki Türkiye her zamankinden çok daha güçlü, çok daha milli birlik halinde.