• 27.05.2017 00:00
  • (1310)

 CHP Genel Başkanı Kemal Bey, bir süredir “Kontrollü darbe” kavramını işliyor. 15 Temmuz darbe kalkışmasını “senaryo” olarak değerlendirip hesap sormaktan bahsediyor. Delili, kanıtı, belgesi yok; daha kötüsü, Kemal Bey’in bu konuda orijinal bir düşüncesi de yok; zira bu suçlamanın asıl sahibi terör örgütü lideri Fetullah Gülen.

Hatırlanacak olursa Gülen, 15 Temmuz darbe girişimi için -panik halinde- “Darbe değil, tiyatro; bu bir senaryo, içinde kendi insanları var” demişti.

Fetullah Gülen’in 15 Temmuz tezleri Doğan medyasının “gazetecilik” becerisiyle ete kemiğe büründürüldü ve bugün CHP’nin resmi söylemi, politikası halini aldı. CHP için “15 Temmuz” bir “Kontrollü darbe” girişimi artık.

Ne desek boş; çünkü “inkar” FETÖ’nün tipik bir özelliği. Darbe gecesi tankın içinde asker kıyafetiyle yakalanan polis müdürü mahkemede inkar etmedi mi? Kemal Kılıçdaroğlu da aynı “inkar” prensibiyle konuya yaklaşıyor, doğru olup olmaması hiç önemli değil.

Gerçekleri ters yüz eden bu tezlerin kuşkusuz toplumsal bir karşılığı yok. Ne Pensilvanya, ne ABD ve ne de CHP, 15 Temmuz’un Türkiye tarihindeki bu kanlı yerini değiştirebilir. Milletin hafızasını silemeyeceklerine göre bu tarihi değiştirmeleri de imkansız.

Fakat, CHP’nin “Kontrollü darbe” söylemiyle bir süre daha FETÖ’nün “siyasi ayağı” olmaya devam edeceği anlaşılıyor.

CHP ile FETÖ ilişkisi çok eskilere dayanıyor. Darbeyi Araştırma Komisyonu Başkanı Reşat Petek’in dün açıkladığı bir bağış makbuzuna göre Fetullah Gülen-CHP ilişkisi, 1967 yılına kadar uzanıyor. Bu uzun geçmişi bir günde silmek, koparmak haliyle çok zor.

FETÖ’nün CHP üzerindeki etkisinin bu kadar güçlü olmasının sebebi işte bu “uzun” geçmiş. Kemal Kılıçdaroğlu’nu partinin genel başkanlığına getiren operasyonu FETÖ’nün yönettiği sır olmamasına rağmen, CHP için bu durum, bir tabu olma özelliğini hâlâ koruyor.

Burada sorun FETÖ’nün genel başkanlığa getirdiği bir ismin yavuz hırsız misali iktidar partisini mütemadiyen “Kontrollü darbe” ile suçlaması ve bu konuda pişkinliği elden bırakmaması. Darbeye kalkışan bir terör örgütünün operasyonuyla genel başkanlık koltuğuna oturan biri, nasıl olur darbenin hedefindeki lideri, partiyi -delile, kanıta bile ihtiyaç duymadan- bu kadar rahatça suçlayabilir?

249 vatandaşımızın şehit düştüğü, 2 binden fazla vatandaşımızın yaralandığı bir darbe kalkışmasını kim hiç olmamış ve yaşanmamış sayabilir?

Kemal Bey’in bu rahatlığı nereden geliyor, bu cesaretin kaynağı neresi?

Darbeci çetenin kontrolü altında genel başkanlık yapan ve normal koşullar altında siyaset dışında kalması gereken biri hangi hakla, hangi yüzle, hangi güçle darbenin hedefinde olanları suçlayabiliyor? Buna izin veren hukuki-siyasal sistemi, medya düzenini sorgulamak gerekmiyor mu? Siyasetin üzerine düşen bu karanlığı sorgulamadan yol almak mümkün değil.