• 5.02.2017 00:00
  • (1453)

 Gezi’nin “Fularlı Kızı”nın terör örgütü PKK/PYD-YPG’ye katılması, ardından Rakka’da çatışmalarda ölmesi -ya da öldüğünün ilan edilmesi- son yıllarda Türkiye üzerinde oynanan oyunların, yapılan hesapların siyasi ve coğrafi haritasını da ele vermekte.

Gezi’den başlayalım. Gezi, Batı destekli bir siyasi operasyondu. Hedefinde Türkiye vardı. Dolayısıyla devletin başını temsil eden Tayyip Erdoğan. Gezi olayları, Türkiye için alarm zillerinin çaldığı sürecin miladı, başlangıcı oldu. Sonraki yıllarda Türkiye, adeta Sırat Köprüsü’nden geçecekti.

Gezi’yi arka planda kuran, hazırlayan ve sosyal bir patlamaya çeviren gücün asıl merkezi ise Pentagon’du. FETÖ ise her zamanki gibi Pentagon bağlantılı içerideki organizatör rolünü oynadı. Batı destekli sivili toplum kuruluşları ve solcu gruplar da Gezi’nin vitrininde yer alan, görünür aktörlerdi.

Gezi’yle beraber Türkiye bir darbe iklimine sokuldu. Türkiye’nin başını kendi iç sorunlarından kaldıramaması ve etrafında olup biten gelişmelere dâhil olamaması arzu ediliyordu. Pentagon’un hedefi çok da karmaşık değildi; Türkiye’yi bir Fetret dönemine sokarak siyasi iradeyi bölmek, devleti zayıflatmak ve Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeleri oldu bittiye getirerek Ankara’yı buna razı etmekti.

Gezi’de sembolleştirilen aktörlerin PKK/PYD-YPG’ye uzanması, aslında Pentagon’un aklındaki siyasi hesapların uzandığı coğrafi haritayı özetliyor. Rakka operasyonunun başlamasına birkaç gün kala “Fularlı Kız”ın Rakka’da öldürülmesi ya da öldüğünün açıklanması da belki rastlantıdır; olayın tesadüf olmayan kısmı ise Pentagon’un Gezi ile Rakka arasında kurduğu sıkı ilişkidir.

Nitekim ABD ile PKK/PYD-YPG arasında Rakka üzerinden “stratejik ortaklık” kurulmasını sağlayan yapı Pentagon’dan başka bir güç değil. Donald Trump’a PYD ile ortaklığı Rakka planıyla pazarlayan ABD’deki derin yapı Pentagon merkezlidir.

Şimdi geriye dönüp bakıldığında Türkiye’nin güney sınırlarında “Kürt kuşağı” ya da “Terör koridoru” oluşturmayı planlayan Pentagon’un işe Gezi süreciyle başladığı daha iyi görülecektir. Suriye’nin kuzeyindeki bir “terör devleti”, Türkiye’ye dönük bir proje olarak gündeme gelmiştir. PKK kantonları, Pentagon’un uzun vadede Türkiye’yi küçültme, parçalama, zayıflatma planının parçası. Türkiye, “çözüm süreci”nde adım atmayınca Gezi’yi devreye soktular. Türkiye’yi “Çözüm süreci”nde PKK’yla anlaşmaya ve güney sınırındaki terör koridoruna boyun eğmeye zorladılar. Gezi ve onu izleyen 17-25 Aralık darbe süreciyle devletin ayakta kalan iradesini, yani Erdoğan’ı devre dışı bırakmayı ve AK Parti içindeki yeni siyasi güçlerle bu politikaya alan açmayı denediler.

Güneydoğu’da darbeye zemin hazırlamak amacıyla HDP’nin çıkardığı 6-7 Ekim provokasyonu ile PKK’nın “hendek” terörüyle Kürtleri ayaklandırma girişiminin arkasında bugün artık Pentagon’un olduğundan şüphe edilmiyor. Demirtaş’ın Amerika’dan Güneydoğu’da provokasyon çıkarma sözüyle döndüğü tüm yönleriyle açığa çıkmış durumda.

Hatırlanacaktır, Gezi olaylarının simgelerinden biri de Atatürk-Apo posterleriydi. Atatürk’lü ve Apo’lu bayrakları, posterleri yan yana getiren güç elbette Pentagon idi; bunun kanıtı ise görünürde birbiriyle uzaktan yakından bağdaşmayan çevreci örgütlerden sivil toplum gruplarına; TÜSİAD, Doğan Medyası ve CHP’den FETÖ, DHKP-C ve PKK’ya kadar binbir renkli grubun birdenbire, aynı saflarda, omuz omuza devletin ve milletin karşısına dikilmesi. Bunu sağlayacak dünyada tahmin edeceğiniz gibi Pentagon’dan başka bir güç yok. Bu nedenle “Fularlı Kız”ın macerasının Gezi’den Rakka’ya uzanması hiç de anlaşılmaz değil.

“Gezi’den Rakka’ya dövüşenlerin destan yazması” konusu ise; tarihte ajanlaştırılmış grupların ve ahmakların ne tarih, ne destan yazdığı görülmüştür. Bunların yutturmaya çalıştığı “destan” -öncülüğünü Pentagon’un yaptığı- Batı sisteminin bölgede yaratmaya çalıştığı “ikinci İsrail”in değirmenine su taşımaktan ibaret.

Gezi’den Rakka’ya yazılan bir destan değil, olsa olsa Türk milletine ve Türkiye devletine karşı açılan geniş bir cephenin ve dolayısıyla Gezi’den Rakka’ya kadar uzanan bir ihanetin öyküsüdür.