• 31.07.2017 00:00
  • (1358)

 ABD Başkanı Donald Trump’ın DEAŞ ile mücadelede özel danışmanı Brett McGurk, Türkiye’yi İdlip’teki El Kaide yapılanmasına göz yummakla suçladı. ABD, daha önce de Türkiye’yi DEAŞ’a destek vermekle suçluyordu. Hatırlayacaksınız, FETÖ’nün MİT TIR’ları kumpası bu amaçla kurgulanmış, bu kumpasın hemen ardından uluslararası medya kuruluşları ve içerideki işbirlikçi basın, Türk hükümetini DEAŞ’a silah göndermekle suçlayan bir kampanya başlatmıştı.

Türkiye, bu iddiaları ciddiye almadığı gibi ABD destekli FETÖ’nün zincirleme darbe girişimlerini geri püskürterek, bölgedeki terör örgütlerinin arkasında aslında Pentagon’dan başkasının olmadığını gözler önüne serdi. Fırat Kalkanı operasyonu, Suriye’deki DEAŞ yapılanmasıyla bir tek Türkiye’nin mücadele ettiğini, ABD’nin ise DEAŞ güçlerini sahada dolaylı-direkt yönlendirdiğini açığa çıkardı. Pentagon’un haziran ayından bu yana PKK/PYD’ye 809 TIR dolusu silah göndermesi, ABD’nin teröre destek veren devletlerin başında geldiğini tartışmasız bir şekilde gösteriyor.

Ne var ki, bu gerçekler ne muhalefetin ne de hakim medyanın gündeminde yer buluyor. PKK’ya gönderilen 809 TIR silah CHP’yi nedense hiç ilgilendirmiyor. ABD’nin gerçekleştirdiği silah sevkiyatı gazetelerde bir iki satırla geçiştiriliyor. ABD, Türkiye’nin bekasını tehdit eden terör örgütü PKK/PYD’ye silah sevkiyatı yaparken CHP ülkeyi sürekli yapay gündemlerle meşgul etmeye çalışıyor. ABD’nin desteklediği FETÖ ise, CHP’nin yönetiminin zaten en tepesinde.

Bu partilerle, bu medyayla Türkiye’nin işi hiç kolay değil. ABD, 40 bin vatandaşımızı katleden terör örgütüne 809 TIR dolusu silah gönderirken CHP ve yandaşlarından cılız bir ses dahi çıkmadı, basit bir itiraz gelmedi, yalandan da olsa bir tepki gösterilmedi.

Bu alçakça sessizlik bununla da sınırlı değil; PKK’nın, Tunceli’de Necmettin öğretmeni katletmesine tepki gösteren CHP milletvekilini Kandil infaz etmekle tehdit etti ama partisi, bu milletvekiline sahip çıkmadı. CHP, ABD’nin arkaladığı FETÖ ve PKK’yla bırakalım mücadele etmeyi, bu örgütlerle kol kola hareket ediyor. CHP yönetimi, bütün mesaisini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirmeye ayırmış durumda. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise devlet ve milletle birlikte Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit eden, ülkeyi parçalamaya çalışan Batı’nın işgal planlarına karşı direnmeye çalışıyor.

Hakim medya kuruluşları ise ülkemize karşı alçakça planlar içinde olan, yanı başımızda terör örgütüne ordu kuran, yeni bir devletin alt yapısını hazırlayan ABD’nin iftiralarını soğuk kanlı, duygusuz ve “tarafsız” haber olarak sunuyor; sanki o silahlar, Türkiye karşıtı terör örgütlerine değil de Patagonya’ya gönderiliyor. Birkaç gazetenin dışında bu ülkede ABD’nin Türkiye’yi hedef alan saldırılarına ses veren basın kuruluşu yok. ABD Büyükelçiliğinin ve konsolosluklarının FETÖ santrali gibi çalıştığı ortaya çıkmasına rağmen yine medyadan ne öfke, ne de bir tepki yansıyor. Birkaç gazetenin ve gazetecinin çırpınması da yeterince etkili olmuyor. ABD’nin Türkiye’deki temsilciliklerinin FETÖ’yle ilişki kayıtları ortaya çıkıyor ama nedense kamuoyu sadece ABD’li utanmaz bir temsilcinin “Türkiye, El Kaide’yi destekliyor” haberlerini okumak zorunda kalıyor.

ABD yavuz hırsız misali hem terör örgütlerini destekliyor, hem de Türkiye’yi terör örgütlerine destek vermekle suçluyor. Bu sinsiliğin, bu ahlaksızlığın, bu fütursuzluğun değişmesi şart. Bunun için iktidarıyla muhalefetiyle tüm siyasi partilerin, medyanın, ülkenin bekası söz konusu olduğunda bir araya gelmesi ve ortak noktalarda buluşması lazım. Bu müştereklerde buluşmayanların ise maskeleri düşürülerek gerçek yüzleri deşifre edilmeli. Aksi takdirde trajik bir sonla karşı karşıya kalmak o kadar da uzak bir ihtimal değil.