• 10.12.2017 00:00
  • (1209)

 Batı’nın nasıl bir zorbalık sistemi olduğunu ABD’nin “Kudüs kararı”yla bir kere daha gördük. Bu zorbalık yıllardır Filistinlileri adeta öğütüyor. Filistinli çocuklar, gençler, kadınlar, yaşlılar neredeyse her gün İsrail şiddetine maruz kalarak can veriyor.

İsrail, Filistin topraklarını zamana yayılmış bir şekilde, adım adım işgal ederek ele geçirdi. Filistin halkını sistematik olarak katlederek, açlığa ve yoksulluğa mahkum ederek vatansızlaştırdılar. İsrail yönetiminin bugüne değin katlettiği Filistinli sayısı İkinci Dünya Savaşı’nda toplama kamplarında öldürülen Yahudilerden daha az değil. Batı Şeria’da yerleşimci terörüyle, Ramallah’ta toplama kamplarıyla, Gazze’de ise açık hava hapishanesiyle Filistinliler, her gün İsrail’in işkence ve ölüm tezgahlarından geçiriliyor.

Trump’ın imzaladığı “Kudüs kararı”, Filistin’i tümden yok etmesi için İsrail’e verilen bir izin belgesinden farksızdır. Batı’nın adaleti budur! “İki devletli çözüm”, Filistin varlığının korunması yönündeki umutların sonuncusuydu. Trump’ın kararı, işte Filistinlilerin bu umuduna vurulan büyük bir darbedir.

Filistin yönetiminin açıklama ve tepkilerine hakim olan hüznü, ümitsizliği muhakkak herkes fark etmiştir; bu hüznün sebebi, Filistinlilerin vatan davasındaki bir kararsızlığı değil, dostların azlığı ve dost bildiklerinin de İsrail’e yandaşlık yapmasıdır. Arap liderlerin İsrail’e angaje olmaları, Filistinlilerin en büyük hayal kırıklığından biridir. Filistinlilerin sorunu dostlarının Batı karşısındaki zayıflığı ve güçsüzlüğüdür.

Filistin sorununu bir Arap sorunu olarak tanımlamalarının acı sonuçlarını yaşıyorlar. Arap liderlerin çoğu, ABD ve İsrail tarafından ya devşirilmiş olduklarından ya da iktidarlarını ABD ve İsrail’e haraç vererek aldıklarından kıpırdayamaz hale gelmişlerdir. Ne İsrail’e, ne ABD’ye karşı ciddi bir direnç geliştirebilecek güçteler. Tek davaları petrol, dolar ve yıkılmaz sandıkları o lanetli iktidarlarıdır.

İslam dünyasının Batı zorbalığına karşı umut olarak gördüğü tek güç Türkiye’dir; Batı’ya karşı tek çare, Türkiye’nin güçlenmesinden geçmektedir. Bu zorbalığa “dur” diyecek bir güç varsa o da Kudüs’ü 400 yıl yöneten Türkiye’den başkası olmayacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın verdiği “Güçlü Türkiye” mücadelesi, bunun içindir.

Bilinmeli ki “Kudüs kararı”, aynı zamanda İslam ülkelerine karşı açılmış bir savaşın ilanıdır. Trump’a bu kararı imzalatan gücün hedefinde sadece Filistin toprakları yok; Küresel Siyonist çete, bütün İslam coğrafyasını savaşa, kan ve gözyaşına boğmak istemektedir.

Türkiye hızla büyümek ve güçlenmek zorunda. Bu yürüyüşü zaafa uğratacak her müdahale “dış”müdahale olarak görülmelidir. Türkiye’yi tökezletmeye çalışanların amacı Batı’nın, bölgedeki zorba ilerleyişinin önünü açmaktır. Devleti idare edenler bu gerçeği bir an olsun akıldan çıkarmamalı.