• 15.12.2017 00:00
  • (1088)

 ABD, ne zaman bir ülkeye müdahale edecek olsa öncesinde “radikal örgüt” suçlamalarını diline dolamaya başlıyor. Afganistan, Irak ve Libya gibi ülkeler, bu suçlamalarla işgal edildi. ABD ve İsrail’in Mısır darbesine arka çıkmalarının gerekçesi de aynıydı; Müslüman Kardeşleri “radikal” olmak ve “demokrasiyi askıya almak”la suçlayıp içerideki generallerine darbe yaptırdılar. Tunus ve Yemen’deki rejim değişikliği ve iç karışıklığın arkasında da yine bu güçler vardı.

ABD’nin son günlerde Türkiye için de yine benzer bir söylemi diline doladığını görüyoruz. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster, “Türkiye ve Katar radikal ideoloji için ana sponsor olarak rol üstlendiler”açıklamasında bulundu. FETÖ vasıtasıyla, bu suçlamalara zemin oluşturmak için az gayret sarf etmediler; MİT TIR’ları hikayesi, Türkiye’nin terör örgütlerine destek verdiği algısını oluşturmak için içeride FETÖ aracılığıyla girişilen kumpaslardan sadece biriydi.

Uluslararası haber ajansları bu algıyı güçlendirmek için Türkiye aleyhinde iki yıl kesintisiz olarak sistematik yalan üretti. Küresel medya ağının içerideki uzantıları da bu yalan haberleri 15 Temmuz’a kadar çevirip durdu.

Bu yalan haberlerle Türkiye’ye müdahale için meşruiyet oluşturmaya çalıştılar. 15 Temmuz darbe girişimiyle de Türkiye’ye doğrudan müdahale ettiler. Ne var ki sonuç alma aşamasında neticeye ulaşamadılar.

Fakat Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster’ın açıklamalarından anlıyoruz ki, ABD bu sevdadan vazgeçmiş değil. Türkiye’nin bölgede kurulan oyunları bir bir bozması, ABD’nin yeniden başa sarmasını beraberinde getirdi.

CIA’in Türkiye’den özür dilediği konuda, yani DEAŞ’ın desteklenmesi hususunda ABD yine eski argümanlara sarıldı. Amaç, Ankara’yı korkutmak; biliyorlar ki, bir ülke hakkında “terör destekçiliği” suçlaması gündeme geldiğinde arkasından hiç de hayırlı adımlar atılmıyor. İşte, niyetleri Ankara’yı tekrar “müdahale”yle korkutup sindirmek, “fazla ileri gidiyorsun” mesajı vermek.

ABD’de süper bir güç olmasına karşın alışkanlıklarının esiri bir ülke. Ülkeleri ve liderleri, gerçek dışı suçlamalarla korkutup ardından -ellerinden geliyorsa- demokrasi dışı müdahaleleri gündemlerine alıyorlar.

Oysa Ankara’nın son dönemde kendini güçlendirdiği yeni yanı veya özelliği, ikinci kez aynı yerden sokulmamak, aynı hatayı ikinci kez tekrarlamamak! Ankara, kendisini ABD’nin insafına bırakacak saflık dönemlerini çoktan geride bıraktı. ABD’nin içerideki kolları kesildi. Bundan sonra Pentagon’un ne korkutmaları, ne şantajı bir sonuç verebilir.

Ortadoğu’daki terör gruplarına, DEAŞ ve PKK/YPG gibi radikal örgütlere silah, mühimmat ve finans desteği sağlayanın ABD olduğu gün yüzüne çıkmış durumda. DEAŞ’ın da, PYD’nin de silah, mühimmat, finans kaynağı ABD’dir, Türkiye ve Katar değil. ABD hem terör destekçisi, hem haydut ülke.

Bu tehditlerle devleti mevcut istikametinden vazgeçirmeleri söz konusu olamaz. Türkiye, tarih sahnesine yeniden çıkmayı başardı. Ankara, Filistin ve Suriye gibi coğrafi krizlerde ana aktör olduğunu kanıtladı ve bölgesel bir güç olarak bu coğrafyanın merkezine yerleşti. Ne ABD ve İsrail’in, ne de Avrupa’nın bu gerçeği değiştirmeleri mümkün.