• 13.04.2018 00:00
  • (1122)

 Trump’ın sosyal medya hesabından attığı tweet ile duyurduğu “3. Dünya Savaşı” başlamadan bitti. Trump, Esed’i vuracak füzeleri atmayı belirsiz bir tarihe erteledi. Fakat bu arada ABD, Fransa ve İngiltere ile safları sıklaştırarak Suriye’ye biraz daha yerleşti. Suriye’den çekilmeyi tartışan ABD, donanmasından yeni bir uçak gemisini Akdeniz’e sevk ederek Ortadoğu’dan kolay kolay çekilmeyeceğini de böylece dünyaya göstermiş oldu.

ABD ve Avrupa, bir yandan Rusya’yı sıkıştırmayı sürdürürken, diğer yandan da Ortadoğu’yla ilgili planlarını derinleştiriyor. Suriye’deki hesapları daha bitmedi. Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de PKK/PYD’nin dahil olduğu, temsil edildiği yeni bir siyasi düzen inşa etmeye çalışacaklar. Planları arasında İran’a yönelik müdahale de var. Türkiye ise Batı için şimdilik zorlu bir hedef.

Batı ittifakının zamanla sınırlarımıza kadar yaklaştırdığı bu kanlı senaryoya karşı Ankara “savunma” ile değil “taarruz”u içeren bir aksiyon planıyla karşılık verdi. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonları ile Türkiye, kendi bekasını tehdit eden ABD ve Avrupa’ya güçlü mesajlar gönderdi.

Batı sistemi, diğer konularda olduğu gibi “kimyasal krizi”nde de her zamanki gibi ikiyüzlü hareket ediyor. Esed’in konvansiyonel katliamları kimyasal saldırılarıyla kıyaslandığında çok daha fazla can alıyor. Bu konuda bugüne kadar hiçbir şey yapmadılar.

ABD ve Avrupa, Esed gibi kanlı bir katilin arkasına saklanarak, onun işlediği cinayetleri kendilerine kalkan yaparak Ortadoğu’da kendilerine alan açıyorlar. Esed faktörünü, hep bu coğrafyayla ilgili planlarını derinleştirmek için kullandılar. Aslında Esed ile ABD’nin desteklediği PKK/PYD’nin Suriye’de işlediği insanlık suçları, cinayet ve yol açtıkları yıkım hiç de birbirinden farklı değil.

PYD/PKK’nın, Suriye’nin kuzeyindeki nüfus yapısını alt üst etmesini, 2 milyon Arap, Kürt ve Türkmen’in tehcire uğratılmasını ve binlerce insanın da katledilmesini sağlayan güç yine ABD ve Batılı ittifak güçlerinden başkası değil.

Kaldı ki, Esed’in Suriye’de her geçen gün biraz daha fazla cinayet işlemesini, katliam gerçekleştirmesini sağlayan güç de ABD’nin bizzat kendisi. Esed’in kanlı eylemleri ne ABD’yi ne de bölgede desteklediği PKK/PYD’nin temize çekebilir. Türkiye ne Esed’in varlığına göz yumabilir ne de ABD’nin silahlandırıp kanlı katliamlar yapmasını sağladığı PKK/PYD’nin varlığını unutabilir. Ankara için ikisi de eşit ağırlıkta suçlardır ve karşı çıkılması gereken eylemlerdir.

Suriye’de krizin patladığı ilk yıllarda Ankara, ABD ve Avrupa ile birlikte hareket etmeye gayret gösterdi. Ancak çok geçmeden ABD’nin bölgede DEAŞ ve PYD’yi kullanarak bu coğrafyayı dizayn etmeye çalıştığı ortaya çıktı. Ankara, o tarihten itibaren Suriye konusuna daha soğukkanlı yaklaşıyor. PKK’nın Güneydoğu’yu Suriye’ye çevirmeye dönük giriştiği hendek terörü ve FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında ABD’nin olduğu ve Türkiye’nin bekasının tehdit edildiği anlaşılınca Ankara savaş baltalarını alarak kendisini savunmaya başladı. Ankara, bundan sonra Suriye politikasında hiçbir uluslararası güce angaje olmadan, kendi çıkarlarını esas alarak yola devam edecektir. ABD’nin dış politikasının uzantısı olmak Türkiye’yi bölünmeye götürür ki, Ankara bu noktayı çoktan aşmış durumda.