• 30.06.2018 00:00
  • (1011)

 CHP’nin 24 Haziran seçimlerinde herhangi bir başarısının olup olmadığı tartışılıyor. HDP’nin Meclis’e taşınması, CHP’nin bu seçimlerdeki tek başarısıdır. Güneydoğu’da baraj altı kalan HDP’yi Batı’daki CHP oyları barajın üzerine taşıdı. Bu gerçeği ne HDP, ne Kandil inkar ediyor. Bu konuda Kandil’den CHP’ye teşekkür mesajı bile yayımlandı.

Bu tabloya bakıldığında CHP ve HDP arasındaki ilişkinin geçici değil, “stratejik” olduğu rahatlıkla görülür. İki parti arasındaki bu dayanışma basit bir seçim ittifakı, AK Parti’ye karşı Meclis’te güç elde etme meselesinin de ötesinde anlamlara, hedeflere sahip.

Türkiye haritasını değiştirmek için kurulan siyasi bir parti ve onun arkasındaki silahlı terör örgütüyle CHP arasında yaşanan yakınlaşma asla masum ve sıradan bir seçim ittifakı olarak görülemez. CHP-HDP seçim ittifakının arkasına saklanan kocaman bir ABD projesi var. Uzaktan bakıldığında bile bu gerçek, CHP-HDP yakınlaşmasının arkasından sırıtarak bizlere göz kırpmaktadır.

Bu stratejik yakınlaşmanın mimarı da şüphesiz ABD’dir. Ortadoğu’yu terör örgütleriyle, savaşla, askeri müdahalelerle dağıtan, parçalayan, şekillendiren her kimse, Türkiye’deki siyaseti dizayn etmeye çalışan da haliyle aynı güçtür. Tıpkı PKK’ya binlerce TIR silah, mühimmat, askeri malzeme gönderenin; sınırlarımızda “terör devleti” kurmaya çalışanın; 15 Temmuz’da darbeye kalkışan örgütü himaye edenin aynı güç olması gibi.

CHP, 24 Haziran’da PKK/HDP’nin siyasi dönüşümüne taşıyıcı annelik yaptı. Kendisine kaybettireceğini, oylarını düşüreceğini bile bile HDP’ye koltuk değneği oldu. Bu ittifak, önümüzdeki dönemde bir yandan terörle, bir yandan siyasi cazgırlıkla, bir yandan da sokak çeteleriyle Türkiye’yi zorla hizaya getirmek için çalışacak. Arkalarında ise ABD ve Batı var.

Fakat sanıldığı gibi HDP’nin Meclis’e taşınması o kadar da büyük bir başarı sayılmaz. FETÖ’nün kaybetmesi gibi PKK’nın silahlı terörü de devlet tarafından yenilgiye uğratıldı. ABD, şimdi tümden tasfiye olmaması için HDP’yi ayakta tutmaya çalışmakta ve buna taşeronluk yapması için de CHP’yi yönlendirmekte. Muharrem İnce’nin adaylığı da, Kemal Bey’in genel başkanlığı da bununla ilişkili. İnce’nin, Anıtkabir’i ziyaretten önce Demirtaş’ı ziyarete gitmesi, o kendisini telefonla aradığını söylediği “Amerikalı yetkililerle” yakından bağlantılı. Kemal Bey’in 9 seçim yenilgisi almasına rağmen partinin hâlâ başında kalmasını sağlayan da aynı güç. 24 Haziran’da HDP’yi Meclis’e taşıma görevini başarıyla yerine getirdiği için Kemal Bey koltuğunu korumaya şimdilik devam edecek. Onu koltuğundan ancak Demirtaş’ı dilinden düşürmeyen Muharrem İnce edebilir ki, ikisinin de ipi görüldüğü gibi Amerika’da.

24 Haziran’da sandıktan başarıyla çıkan Erdoğan ve “Cumhur ittifakı”nı Türkiye’nin “milli kararı” olarak görmek gerekiyor. Millet sandıkta iradesine sahip çıkmıştır, özgür siyasi tercihini yapmıştır ama en çok da ülkesinin bekasına dönük tehditleri bertaraf etmesi için Erdoğan ve “Cumhur ittifakı”na yetki vermiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün katıldığı bir programda sarf ettiği “terörü ayaklarımızın altına alıp yok edeceğiz ki ülkemizde huzur olsun. Ülkemize kimsenin yan gözle bakmasına fırsat vermeyeceğiz” sözleri, bu gerçeği çok iyi ifade etmektedir.

Devlet, yeni siyasal yönetim biçimiyle bazı eski alışkanlıkları da bir tarafa bırakacaktır. Yeni Türkiye’de ne FETÖ, ne PKK ne de bu terör gruplarının siyasi uzantıları eskisi gibi rahat at koşturabilecek. Artık milletin o çok özlediği devlet gibi devlet olma dönemi başlıyor.