• 9.02.2018 00:00
  • (1054)

 Siyasi tarihimizde bir dönüm noktasını yaşıyoruz. Recep Tayyip Erdoğan, yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanı olarak bugün yemin ederek görevine başlıyor. “Tek adam” yaygarası altında gözardı etmek istedikleri tarihi gerçek ise; millet egemenliğinin, kendini ilk kez en yüksek düzeyde temsil edecek yönetim sistemine kavuşmasıdır.

Batı’nın ve muhalefet partilerinin ortak biçimde savundukları rejim aslında parlamenter sistemden uzak olmakla beraber milli iradenin yönetime en az yansıdığı bir siyasal sistemdi. Savundukları sistem, millet iradesini parçalayarak Türk devleti üzerinde Batı’nın ve bürokratik oligarşinin vesayet kurmasına fazlasıyla imkan sağlıyordu. “Cumhurbaşkanlığı sistemi”, millet iradesine alan bırakmayan bu vesayet sistemini aşmayı beraberinde getireceği gibi Türk devletini daha da güçlendirecektir.

Batı’nın sistematik olarak yıllardır yapmaya çalıştığı şey “parlamenter sistem” adı altında yönetime nüfuz edecek siyasi şebekelerle Türk devletini güçsüz ve iradesiz kılmaktı. Batı kolu kanadı kırılmış, kudretini yitirmiş bir Türk devleti görmek istiyordu karşısında. Bunun için Ankara üzerinde çok yoğun bir nüfuz mücadelesi verdiler. Kurdukları ekonomik, siyasi, kültürel ve bürokratik ihanet ağıyla Ankara’yı içten içe çürütmeye çalıştılar. FETÖ, PKK ve bu terör örgütlerinin uzantısı işlevi gören siyasi partiler, Batı’nın Truva atı rolünü oynamaktadırlar. Hâlâ da ülke siyasetinde bu işlevi görmektedirler.

Hiçbir ülkenin kolay kolay göğüsleyemeyeceği terör saldırılarına ve 15 Temmuz darbe girişimine rağmen Türk milleti kendi vatanını ve devletini korumayı bilerek bu tarihî aşamaya gelebildi. 15 Temmuz’un ardından siyasal sistemde hızlı bir dönüşüm süreci yaşandı. Bu dönüşüm sürecine liderlik eden Tayyip Erdoğan, bugün yemin ederek yeni sistemin ilk kurucu cumhurbaşkanı olarak milletten aldığı yetkiyle görevine başlayacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, beka tehditleriyle dolu bir süreci geride bırakarak Türkiye’yi içeride müreffeh; dışarıda bölgesel bir aktör ve küresel bir güç haline getirecek kutlu bir yürüyüşe başlayacak. Batı, elindeki tüm kozları oynamasına rağmen Türk milleti, 15 Temmuz’da “ikinci istiklâl harbi”ni vererek bu toprakları yeniden kendine vatan kılmıştır. Uçurumun kenarından döndüğümüz son birkaç yıldaki saldırılar hızla geride kalmış, devlet yeniden toparlanarak güçlü bir yürüyüşe koyulmuştur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yemin ederek göreve başlayacağı “9 Temmuz” böylesine tarihî bir öneme sahip. Bu gerçeği gölgelemek için muhalefetin “tek adam rejimi” gibi temelsiz, Batı kaynaklı bir propagandaya hız verdiğini görüyoruz. Milletin, bu kara propagandaya kulak asmayacağı gün gibi ortadadır.

CHP’nin Meclis’e taşıdığı HDP’nin durduğu yeri ise Türk milleti, milletvekili yemin töreninde bir kez daha görme fırsatı buldu. CHP’nin Meclis’e taşıdığı HDP’li vekiller, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş marşı okunurken, Meclis sıralarında bulunmak yerine tuvaletlerde saklanmayı tercih ettiler. Bu tavır aslında Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran o millî ruha karşı alınmış bir tavırdır. İstiklâl Marşımıza tahammülü ve hürmeti olmayanların yeri Meclis olamaz. Hasıl-ı kelâm HDP’nin kendisine oy veren milletin değil, Kandil’in temsilcisi olduğu bir kez daha net bir şekilde anlaşıldı. Fakat kimse Meclis’te sergilenen bu densizliğin yanıtsız kalacağını düşünmesin. İster Meclis’te olsunlar, ister farklı yerde; terörle arasına mesafe koymayanların bu ülkede eskisi gibi cirit atma ihtimalleri yok. Yeni dönemde devlet daha güçlü olacak. Millete yönelik saldırılar anında cevabını bulacak. Bunu hep birlikte göreceğiz inşallah!