• 16.07.2018 00:00
  • (981)

 Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi tutarsızlığı, kendisinin “Çarkçı Kemal” olarak anılmasına neden olmuştu. Kemal Bey, arkasında iki gün duramayarak çark ettiği siyasi görüş ve düşünceleriyle ünlüydü. Kendisiyle “Çarkçı Kemal” diye dalga geçilirdi.

Şimdi bu özelliğine bir yenisini, hızlı ve çabuk tutum değiştirmeyi, siyasi duruma zorlanmadan intibak geliştirme yeteneğini ekledi. Kanlı 15 Temmuz darbe girişimini daha düne kadar terör örgütü lideri Fetullah Gülen gibi “Kontrollü darbe” olarak değerlendiren Kemal Kılıçdaroğlu, ikinci yılında darbeyi “direniş destanı” olarak sahiplendi. “Çarkçı Kemal” görüş ve düşüncelerinde ne kadar korkak, kararsız ve tutarsız ise; bu yeni Kemal Bey de bir o kadar umursamaz, etik kaygılardan uzak, gerçeği önemsemeyen, retorikten ibaret bir siyasetçi olup çıktı.

Oysa geçen yıllık sürede 15 Temmuz darbesi karşısındaki gerçek tutumu, bu direniş destanını gözden düşürmeye dönüktü. Partisini ve taraftarlarını o gece yaşanan darbe girişiminin göründüğü kadar gerçek olmadığına inandırmaya çalıştı. 250 şehit verdiğimiz, binlerce vatandaşımızın ise ağır şekilde yaralandığı direniş destanı yazılan geceyi bir “tiyatro” olarak niteledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef göstererek Ankara’yı bombalayan, vatandaşlarımızın katleden hain darbecileri masum göstermek istedi. Kemal Bey’in 16 Temmuz’dan beri mesaisi FETÖ’cü hainleri kurtarma üzerine, direniş destanını ise yok sayma biçiminde oldu.

Bugün kalkıp 15 Temmuz gecesi için “direniş destanı” demesi doğrusu şaşırttı. Bu sözlerine sanırım en çok kendi yandaşları kızmıştır. “Madem öyle, neden iki yıldır ‘kontrollü darbe’ dediniz” diyen CHP’lilerin sesini duyar gibiyim.

Kemal Bey’in birdenbire idrak yolları mı açıldı? İki yıldır ısrarla “kontrollü darbe” dediği 15 Temmuz’u neden “direniş destanı” olarak sahiplenme gereği duydu?

Bir şeyi sahiplenmeden ele geçirmek, yozlaştırmak, bozmak mümkün değil. 15 Temmuz’a Kemal Bey gibi sahip çıkanların öncelikli amacı kendini gizlemek, korumak ve içeri nüfuz edecek hale gelmektir. Yani bu konuda söz söyleyecek konuma yükselmektir. Sonraki adım ise içten içe milletin sergilediği bu direniş destanını karalamak, çürütmek, basitleştirip değersizleştirmek ve unutturmaktır.

Çünkü 15 Temmuz gecesi milletin sergilediği direniş hem darbenin arkasındaki Batılı devletlerin hem de içerideki işbirlikçi zümrenin gözünü ziyadesiyle korkutmuştur. Batı’nın 15 Temmuz destanı karşısındaki sessizliğinin sebebini iyi tahlil etmek gerekiyor; o gece Türk milletinin yüz yıl önce olduğu gibi aynı seferberlik ruhuyla karşılarına dikildiğini ve kendilerini yenilgiye uğrattığını gördüler. Bunu hiç beklemiyorlardı. Bunun şaşkınlığını üzerlerinden uzun bir süre de atamadılar. “Kontrollü darbe” söyleminin merkezi ABD’dir, dolayısıyla Batı’dır. FETÖ, CHP ve Kemal Bey, bu söylemi tekrarlayan işbirlikçi taşeron yapılardır. 15 Temmuz’u “direniş destanı” olarak sahiplenmeleri mertliklerinden değil, gerçeğin hakkını teslim etme zorunda kaldıklarından ise hiç değil; sadece renk değiştirerek, ortama uyum sağlayarak, millettenmiş gibi görünüp milleti arkasından namertçe vuracak yeni bir fırsatın oluşmasını bekliyorlar.

Ama millet bir daha o fırsatı bu hainlere tanımayacak. Siyasi tarihin yönü 15 Temmuz gecesi geri dönüşü olmayacak şekilde değişti. Milleti karşıdan belki ama arkasından vurmak bir daha mümkün olmayacak.