• 25.07.2018 00:00
  • (846)

 Batı’nın son yüzyılda kendine benzeyenler ile kendinden olanlara karşı tutumunda bir değişim, iyileşme gözlemlenebilir; ancak İslam’a, dolayısıyla Türklere karşı tutumunda hâlâ köklü bir değişiklik yok. Hâlâ yüzyıl önce oldukları yerde sayıyorlar. İkinci Dünya Savaşı sonrası Batı’da esen demokrasi rüzgarları da bu hususlarda elle tutulur bir değişim yaratamadı.

Türkiye’ye son 30 yıldır pek bir hevesle ihraç etmeye çalıştıkları, liberalizm ambalajına sokulmuş, cafcaflı laflarla her yerde karşımıza çıkarılan -ve burada da az sayılmayacak bir destekçi kitleye sahip- “Batı demokrasisi”nin boyaları hızla dökülüyor. Batı’nın o katıksız faşist yüzü her geçen gün biraz daha kendini dışa vuruyor. Çok geriye gitmeye gerek yok; Avrupa, Mısır’ın darbeci generalinin ayaklarının altına kırmızı halı serdiği gün zaten “demokrasi”nin canına okumuştu.

Batı’yı bir “medeniyet projesi” olarak pazarlayan içerideki zümrenin de bugünlerde tutarlılık sınavından çaktığını, patır patır döküldüğünü görüyoruz. Türk futbolcu Mesut Özil’in, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yan yana gelmesi ve fotoğraf çektirmesi Merkel dahil bütün Almanya’da faşist tepkilere yol açmıştı. Eminim buna en çok “Batı demokrasisi” ile büyüyen Mesut Özil’in kendisi şaşırdı. Tabii Özil’in, Almanların parlak demokrasisinin, dünyaca ünlü bir futbolcunun çektirdiği bir fotoğrafı hazmedememesine anlam vermesi kolay değil. O nesil için bunu anlamak çok zor. Merkel’in hedef gösteren açıklamalarının da katkısıyla Özil, faşistlerin linç girişimiyle karşı karşıya kaldı. Şoku atlatıp biraz kendisine geldiğinde ise Alman milli takımındaki futbol macerasına son noktayı koydu. Mesut Özil’in bu kararı Alman faşizminin, Batı’daki yabancı düşmanlığının, İslamofobinin yüzüne atılmış bir tokat oldu.

Ama unutmayalım ki Mesut Özil sadece Almanya’da değil, Türkiye’deki Batı hayranı çevrelerde de Erdoğan fotoğrafı yüzünden linç edilmeye çalışıldı. Bazıları Özil’e yönelik ayrımcı uygulamayı görmezlikten gelmeye, küçümsemeye, alay etmeye, siyasileştirmeye çalıştı. Siyaset, medya ve sanat dünyasının seküler atlıları, Almanya’nın bu asla savunulamayacak ırkçı tutumunu protesto etme yerine alttan alta bu tutumun paralelinde hareket ederek Özil’i suçladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yan yana gelip fotoğraf çektirdiği için Özil’in kabahatli olduğunu açıkça savunanlar bile var. Bu çevreler, Batı faşizminin buradaki doğrudan izdüşümleridir. Batı’nın faşist tutumunu aynen, bire bir burada sergiliyorlar. Batı hayranlığının mayasında Türkiye’ye, İslamiyet’e yönelik bir düşmanlık var. Bu da gösteriyor ki, Batı hayranlığından ne demokrat kişilikler, ne demokratik sistemler çıkar. Çıksa çıksa ayrımcı zihniyete sahip faşistler ve baskıcı rejimler türer. CHP’nin tek parti ve milli şef dönemi bunu gayet iyi açıklıyor.

Evet, burada mesele Mesut Özil’in futbol hayatı veya Türkiye Cumhurbaşkanı ile fotoğraf çektirmesi değil, Batı demokrasisinin çöpe gitmesidir. Hayranı oldukları sözde Batılı değerler aslında çoktan aşınmış, çürümüş, iflas etmiştir. Bizdeki Batı hayranları bu gerçeği gördükleri gün ancak “demokrasi”yi gerçekten keşfetmeye başlayacaklardır. Ne diyelim; geç olsun ama güç olmasın!