• 31.08.2018 00:00
  • (1096)

 Türk ekonomisini hedef alan saldırıların aslında bir sonraki saldırı için hazırlık özelliği taşıdığını akıldan çıkarmamak gerekiyor. Yoğun bir ekonomik baskıyla devleti ve toplumu yıpratmak, psikolojik olarak dağıtmak ve daha büyük saldırılara zemin hazırlamak istiyorlar. Bu aşamayı bir tür yıpratma savaşı olarak görmek gerekiyor. Ülkede panik yaratmayı başarabilirlerse sonraki adıma geçecekler; Türkiye bu savaşı kazanamazsa kesinlikle daha güçlü gelecekler.

Başkan Erdoğan’n, dün katıldığı Kara Harp Okulu Mezuniyet Töreni’ndeki konuşması son derece önemliydi. Karşı karşıya kaldığımız sorunları değerlendirirken Erdoğan, Batı sisteminin nihai amacının “Anadolu’yu Türk ve Müslümanlardan temizlemek olduğunu” vurguladı. Batı sistemiyle yaşadığımız ve adına genellikle “gerilim” ya da “problem” dediğimiz sorunun kaynağı işte bu zihniyettir. Batı sistemi, Anadolu’nun işgalini gündeminden hiçbir zaman düşürmedi. Yüz yıl sonra, yeni yöntemlerle bu coğrafyayı yeniden savaş alanına çevirmek için uğraşıyorlar. Irak ve Suriye’de tutuşturdukları yangını Anadolu’ya da yaymak için 15 Temmuz darbesine giriştiler. FETÖ’yü 40 yıl boyunca bu plana hazırlayan Batı, 15 Temmuz gecesi Anadolu’nun kapılarını işgale açık hale getirmeye çok yaklaşmıştı. Bu darbe başarılı olsa Türkiye bugün kırk parçaya bölünmüş Irak, Suriye ve Afganistan’dan farkı kalmayacaktı.

Türkiye, cumhuriyetin yüzüncü yılına daha güçlü adımlarla ilerlerken, Batı ne pahasına olursa olsun bu yürüyüşü durdurmak, engellemek istiyor. Ve bunun için yeniden bu coğrafyaya, yanı başımıza kadar sokuldular. Ankara, yüz yıl sonra Batı’nın bu işgalci ayak seslerini yeniden duyduğu içindir ki, hızla tedbirler almaya yöneldi ve savunma hattını sınırlarımızın ötesine (Suriye ve Irak’ta) taşıdı. Devletin duruşunu Erdoğan dün şu sözlerle özetledi: “Geçmişte uzunca bir süre hep tabi olan takip eden Türkiye’ye alıştıkları için kendi yolunu kendi iradesiyle çizen Türkiye’ye tahammül edemiyorlar. Bize bin kere diz çöktürdüklerini zannetseler de, bin kere ayağa kalkmaya devam edeceğiz.”

Bu sözler şunun için önemli: Devletin başı, milletin lideri sağlam bir psikolojiye, inanca, kararlı bir duruşa sahip olursa, millet de öyle olur. Türkiye’nin asıl gücü devletin ve milletin birlik ve uyum içinde hareket etmesinden geliyor. Tank, top, savaş uçağı, para pul daha sonra gelen etmenlerdir. Türkiye’ye yönelik “ekonomik savaş” ilan edilmesi hinliğini işte tam da burada yakalayabiliriz; toplum ile devlet arasındaki bağı kıracak en güçlü etken “para”dır. Para ile dağıtamayacakları bir toplum, millet yoktur. Ne var ki Türkiye, ekonomik savaşla, dolar kurunun zıplatılmasıyla dağılacak kadar zayıf bir ülke değil. Kalenin en zayıf noktası olarak burayı tespit edip buradan gedik açmayı umuyorlar. Aslında o gedik katiyen açılmaz, zira Türk milletinin mayasında “ekonomik unsur” son sırada bile yer almaz. İktidar siyasi ve psikolojik olarak sağlam durur ve safları korumayı başarırsa üstesinden gelinmeyecek hiçbir sorun yoktur. Batı’nın ne ekonomik, ne diplomatik, ne psikolojik, ne de askeri saldırıları büyük Türkiye’nin surlarını aşabilir. Batı sistemi, bu gerçeği yüz yıl sonra bir kez daha görmeye mahkumdur.