• 15.09.2018 00:00
  • (1217)

 İdlib’de operasyon tehlikesi atlatılmış değil. Türkiye, İdlib’e yönelik herhangi bir operasyonunun felaket getireceği uyarısını tekrarlamaya devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tahran zirvesinde İdlib’deki statükoyu korumak için Rus lider Putin ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani’yi ikna etmek için az çaba harcamadı. Türkiye’nin siyasi çözüm arayışı Tahran zirvesinden sonra da sürüyor.

Esed rejiminin Rusya desteğinde İdlib’e yönelik müdahale hazırlığı aslında Tahran zirvesinden sonra biraz durulur gibi olmuştu. Ancak Rusya’dan dün gelen sinyaller suların durulmadığını, yeni bir fırtınanın yaklaşmakta olduğunu gösteriyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dün Güvenlik Kabinesi’ni toplayarak İdlib’i görüştü. Toplantı sonrası basına yansıyan açıklama Putin’in “İdlib’deki terörist grupların varlığından endişe duyduğu” yönündeydi. Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da, Almanya’da katıldığı bir toplantıda, konuyla ilgili sorulara “İdlib’de sivillerin güvenliği üzerinde çalıştıklarını” açıkladı.

Rus yetkililerden dün gelen sinyaller İdlib’e yönelik operasyon kararlılığının arttığı ancak sivillerin güvenliğiyle ilgili çözüm arayışı içinde oldukları biçiminde.

Ne var ki dünkü Türkiye, Fransa, Rusya ve Almanya arasında yapılan İstanbul zirvesinde “siyasi çözümü öngören bir takvim üzerinde mutabık kalındı” sonucu çıktı.

İstanbul zirvesinden çıkan bu karar son derece ümit verici; ama İdlib hakkındaki son karar yine de Soçi’deki liderler arasındaki görüşmeden sonra netleşecek.

Türkiye’nin ise Suriye sınırına son günlerde tank, zırhlı araç ve askeri teçhizat kaydırması yaklaşan bir felaketin adeta habercisi gibi.

Dışişleri Bakanı Mevlüd Çavuşoğlu, Erdoğan ve Putin’in pazartesi günü İdlib konusunu yeniden görüşeceğine ilişkin sözleri de gözlerin bu kez 17 Eylül Pazartesi günü Soçi’de gerçekleşecek zirveye çevrilmesine yol açtı. İdlib’in kaderi büyük ihtimalle pazartesi Soçi’de gerçekleşecek bu zirvede netleşecek. Erdoğan ile Putin son kozlarını bu zirvede masaya yatıracak.

Sınırdan gelen haberler de İdlib’de sivil göçün başladığı biçiminde. 40 bin sivilin Türkiye sınırına doğru hareketlendiği belirtiliyor. Türkiye, yaklaşan bu fırtınayı durdurmak için tüm imkanlarını, kozlarını, elindeki kartları kullanacak. Tahran zirvesinde bir neticeye bağlandığı düşünülen, Rusya’nın bir süreliğine de olsa ertelemek zorunda kalacağı tahmin edilen operasyonu engellemek için anlaşılan son dakikaya kadar yoğun bir mesai harcanacak.

Türkiye, sınırlı bir askeri harekata, terör gruplarını hedef alan nokta operasyonlarına aslında yeşil ışık yakmıştı. Fakat şu da biliniyor ki, hiçbir operasyon kağıt üstünde göründüğü gibi ilerlemez; İdlib’de rejim ve Rusya’nın ateşleyeceği bir kıvılcım bütün Suriye’ye, hatta bütün bölgeye yayılabilir. İdlib’deki statüko bozulursa yangının nereye sıçrayacağı belli olmaz.

ABD ve Avrupa, için bölgenin ateş topuna dönmesinin bir sakıncası yok, onları ilgilendiren tek şey ateşin kendilerine sıçramaması. Türkiye’yi mültecilerle aralarında “tampon devlet” olarak tuttukları sürece Suriye’de olup biteni seyirci olarak izlemekten yanalar. Böyle olmadığını, bu süreçten sadece Türkiye’nin olumsuz etkilenmeyeceğini bilmeleri gerekiyor. Rusya ile Esed rejimini durdurmak için herkes gibi onlar da bir şeyler yapmak zorunda. Türkiye’nin muhataplarına bu gerçeği geç kalmadan, gayet açık dille anlatmasında fayda var.