• 30.09.2018 00:00
  • (1109)

 “Papaz Brunson” davasında kamuoyunun da gözlemleme fırsatı bulduğu şu dikkat çekici olay yaşandı; Brunson’ın “papaz” olduğunu vurgulamak için olsa gerek ta yurtdışından gelip İzmir sokaklarında “papaz” kıyafetiyle dolaşan ziyaretçileri oldu. Herhalde bu davranışla, kamuoyunun zihnine Brunson’ın “papaz” olduğunu nakşetmek istediler.

Benzer bir hareketi Can Dündar’ın “gazeteciliği”nde de görür olduk. Kendisi ısrarla, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya ziyareti sırasında düzenleyeceği basın toplantısına katılmak istedi. “Bir gazeteci olarak soracağım sorular var” diyerek…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elindeki dosyada ise iki ülke arasındaki “suçlu” değiş tokuşunu yeniden canlandırmak vardı. Türk mahkemelerinde yargılanan ve “casusluk” suçlamasından mahkum edilerek ceza alan Can Dündar’ın iade talebi de Erdoğan’ın dosyasında yer alıyordu.

Kim ya da kimler araya girdi, nasıl oldu bilinmez ama Dündar söz konusu basın toplantısına giremedi; fakat Erdoğan, basın toplantısında Türkiye’deki mahkeme kararlarına göre Can Dündar’ın “ajan” ve “casus” olduğunu hatırlatarak, muhatabından, bu kişinin Türkiye’ye iadesini istedi. Can Dündar için tam da ava giderken avlanma durumu ortaya çıktı.

Can Dündar’ın bu yerinde duramaz, her şeye burnunu sokar hali, her sabah “gazeteciyim” vurgularıyla güne başlaması aslında içinde bulunduğu suçüstü yakalanma halinin, yaşadığı kötü koşulların bir yansıması olabilir. Dündar, gerçekten gazetecilikle uğraştığı için bu işler başına gelseydi, bunu eminim herkes anlardı. İki de bir “gazeteciyim” mesajıyla kafa ütülemesine gerek kalmazdı; kamuoyu onun da hakkını vermesini bilirdi. “Sağduyu” diye bir gerçeklik var, bu duyuya en fazla sahip olan kamuoyuna sahip bir ülkeyiz. Dikkat edilirse, Can Dündar’ı Batı’ya “gazeteci” olarak pazarlayan, hükümet üzerinde fırtına estirmeye çalışan muhalefet partileri bile artık ondan “gazeteci” diye bahsetmiyor. Bu da son derece önemli bir veri.

Can Dündar’ın bu hiperaktif halleri, utancını bastırmak için utanmazlığın dibini bulması, saldırgan tutumları, yalancı, küfürbaz, iftiracı çıkışları, her fırsatta kendi ülkesini hedef alması… İşte hep bu yanlış işlere bulaşmasından ileri geliyor. Bu “yanlış işler”in ucu da maalesef Erdoğan’ın altını çizdiği gibi casusluğa, ajanlığa kadar gidiyor. Konuştukça batıyor, sustukça utanıyor. Her halde en çok kendisi “gazeteci” olduğuna inanmak istiyor. Yoksa bu kadar kafa şişirmezdi değil mi?