• 12.11.2013 00:00
  • (3549)

 Yıllar önceydi. Askerî vesayete karşı Taraf’ın gümbür gümbür yürüdüğü, bölgedeki faili meçhullere dair cesur yayınların yapıldığı ve hakkaniyetli isimlerin cesurca bu demokratik, sivil mücadeleyi desteklediği zamanlardı. İşte o günlerde, 2009’un Kasım ayında cesurca “tarafım” diyebilen Bülent Arınç için  “Yoldaş Arınç” başlıklı bir yazı yazmıştım.

“Bir word sayfası açıp, Bülent Arınç’ın konuşmalarından alıntılar yapıyordum bir süredir. Altında Arınç’ın imzası olmasa bir sosyalistin söylemediğine kimseyi inandıramayacağınız bu sözlere başlık olarak da ‘Niçin böyle yapıyorsunuz’ yazmışım? Meali, biz şimdi ne söyleyeceğiz? Evet, ısrarcıyım, son dönemdeki söylemlerini sürdürdüğü sürece yoldaşımdır Arınç.”

Solu işgal eden basın ve merkez medyanın bazı kalemleri ayağa kalkmıştı. Buna nasıl cüret ederdim? Seküler kırklar yediler göreve çağrıldı, “Yetiş ya Lenin yetiş ya Marks” yazıları yazıldı.

Oysa önermemin gerekçesi netti. Şöyle yazmıştım:

“Bu ülkenin tarihinde o makamdan, o makamlardan devletin işlediği suçlar itiraf edilirken, kendi tabanlarının amentülerine karşı gelmek pahasına, oy kaybetmeyi göze alarak vicdanının sesini dillendirenlerin ‘kafasındaki takkeden’ bana ne. ‘Stalin Kırım Türklerini kesti ama sor bi niye kesti?’ diyen bir faşiste, üye olduğu partinin tabelasında solu çağrıştıran simgeler var diye yoldaş derken gocunmadık bunca yıl. ‘Barış barış barış’ diye haykıran birine yoldaş deyiverecek dilime niçin platin taktıracakmışım…”

Özcü körlükten yakamı sıyırmaya çabalayan birisi olarak kimi zaman Yoldaş diyebildiğim Arınç’ı eleştirdiğim de oldu elbette. 

Ama hâlâ bu hikâyeyi hep olduğu gibi bağlamından kopartıp “Arınç’tan yoldaş çıkartan Altınok” diye yazarlar.

Arınç, öğrenci evleri tartışmasında Başbakan Erdoğan’a sitemiyle yine gündemin ilk sırasında.

Tarihin cilvesi, demokratikleşme ve sivilleşme konusundaki cesur çıkışları esnasında onu desteklemeyi yandaşlık sayan merkez medya kalemleri şimdi “Arınçyoldaş” naraları atıyorlar.

Can Dündar, twitter’da “#direnarınchashtag’leri açıyor. Yetmiyor yanına, harika haberleri yüzünden dün ne bavulculuğunu ne de tetikçiliğini bıraktıkları Baransu’nun “konuyla ilgili” eski haberlerini iliştiriyorlar.

Mevzu o kadar “kullanışlı” ve "üreticilikleri" de bir o kadar kısır ki, yazılarına attıkları başlıklar da haşlama çay kıvamında:

Ahmet İnsel’in gezi olayları sırasında kullandığı “haysiyet ayaklanması” tanımı köşelerde elden ele dolaşıyor. Ahmet Hakan, Hürriyet’te “bir şahsiyet ayaklanması” yazıyor, bir gün sonra Mirgün Cabas köşesine “bir haysiyet ayaklanması” başlığı atıyor.

Arınç’ın açıklamalarının saniyesinde gelen “Saniyede 24 kare düzeyli vefa ajitasyonlarını”, partinin kurucular listesinde adına rastlayamadığımız isimlerin “AK Parti Erdoğan’ın malı değildir” çıkışları izliyor.

Evet, merkez ve merkeze doğru soldan soldan gelen medyanın “AK Parti’yi yedirmeyiz” manşetleri atmalarına ramak kaldı.

Ha yiyen çıkar mı? Paralel merkez medyasında Arınç’ın sözlerini “darbe girişimi” diye püskürtmeye çalışanların olduğu memlekette o da olur elbette!

Ama birileri de çıkıp sorar işte. Demokratikleşme ve sivilleşme konusundaki çıkışlarını, duygusal patlama anlarındaki gözyaşları üzerinden bel atı vurarak sistemli şekilde yıprattığınız bir siyasiyi, ezeli rakibinize sitem edince yoldaş ilan etmek hakkaniyet mi yoksa şark kurnazlığı mıdır?

Hayır, yapmayın demiyorum yine yapın ama okurlarınız da