• 29.11.2013 00:00
  • (2975)

 Taraf’ın çarşamba gece yarısından sonra twitter’da yayılmaya başlayan “Gülen’i bitirme kararı” haberinin önermesi şuydu:

“AK Parti, Gülen cemaatini bitirme planına, ta 2004 yılındaki MGK toplantısında alınan kararları onaylayarak start vermişti!”

Twitter’da haberi okuduktan sonra bazı kesimlerin bu denli heyecanlanmasına anlam veremediğim için gece deli gibi yağan yağmurla ilgili hakara makaraya daldım.

Zira Alper Görmüş’ün konuyla ilgili ta 2012 yılında yazdığı köşe yazısında bu tavsiye kararını okumuştum. Ayrıca bu bilgi Özden Örnek’in günlüklerinde de şu ifadelerle yer alıyordu:

“Fethullah Gülen konusunda Genelkurmay Başkanı oldukça ağır bir konuşma yaptı ve hükümeti suçladı. Eğer siyasi irade konulup bu konunun üstüne gidilmezse bir felaket olacağını belirtti. Fethullah Gülen ve teşkilatı ile ilgili olarak geçen toplantıda yapılan görüşmeden sonra bu adamın faaliyetlerinin yakından takip edilmesine karar verilmişti, onunla ilgili tavsiye kararı bugün imzalandı. Bilmem ne işe yarayacak.”

Belli ki, Özden Örnek'in “bilmem ne işe yaracak” sorusunu, haberden fayda bekleyenler kendilerine sormamışlar.

Zira haberleriyle, dersane tartışmasında su yüzüne çıkan AK Parti-Cemaat çekişmesinde elini güçlendirmek istedikleri kesimden ziyade hükümet cephesine omuz vermiş oldular.

Öyle ya, birinci orduda darbe planlarının yapıldığı günler. Genelkurmay Başkanı’nın hükümete sesini yükselttiği hatta Başbakan’ın “Kürt” dediği için asker tarafından sert şekilde eleştirildiği yıllar. Böyle bir atmosferde gerçekleşen MGK toplantısında askerin Gülen Cemaatini, tehdit olarak kurulun tavsiye niteliğinde kararına yazmasına hangimiz şaşırabiliriz? Hatırlayın, irtica ve bölücülüğün başlıca tehdit olarak çıkacağı başından belli MGK sonuçlarını hangimiz “merakla” bekliyorduk?

Dahası, yukarıda belirttiğim haberin malum önermesini peşinen kabul edenlerin, bu kararın çıktığı yılları takip eden dönemlerdeki icraatları da değerlendirmeleri gerekmez mi?

Örneğin bu karar bakanlar kurulu gündemine alındı mı, buna bir bakmalı değil mi? AK Parti cephesi net, “hayır” diyorlar.

İkincisi, hükümetin, “Türkiye’deki Nurculuk Faaliyetleri ve Fethullah Gülen” başlıklı toplantıdan birkaç ay sonra MGK’nın yapısında radikal dönüşümlerin yolunu açacak hamlesini nereye koyacağız? Kurul'a ilk kez bir sivil sekreterin, Ege barışının mimarı Yiğit Alpogan’ın atanması hangi perspektifin eseri? Ya hükümetin Kurul'u demokrasi sınırları içinde işlevsizleştirmesine yönelik adımları?

Peki, cemaatlerin irticai terör örgütü olarak tanımlandığı milli güvenlik derslerini kaldıran hangi hükümet?

Yine Taraf’ta yayınlanan ve ifşası demokrasimize büyük katkı yapan “AKP’yi ve Gülen’i bitirme planı” da, hükümetin cemaati bitirme çalışmalarındaki performansından dolayı hazırlanmadı herhalde. Ve yine aynı AK Parti’nin, bu demokratikleşme davalarının arkasına kararlı siyasi iradesini koyması, MGK kararlarına sadakatinin göstergesi olmasa gerek.

Kaldı ki sözü edilen MGK’dan tam dört yıl sonra AK Parti hakkında açılan kapatma davasının gerekçeleri arasında bakın “imzacılardan” biri hakkında neler var.

“Fetullah Gülen isimli cemaat liderinin yurt dışında kurduğu ve faaliyetleri nedeni ile bulundukları ülke devletleri tarafından Türkiye’nin uyarılmasına neden olan okullar bir ticari şirket olarak değerlendirilip temas ve ilişki kurulması, Abdullah Gül’ün başında bulunduğu Dışişleri Bakanlığının bir genelgesi ile Büyükelçiliklerimizden istenildiği…”

Evet, dün Taraf’ta yayınlanan belge olsa olsa siyasal iktidarın niçin halk adına muktedirleşmesi gerektiğinin bir kanıtı niteliğinde olabilir. Dolaysıyla AK Parti, askerî vesayetle mücadelede “nelere direndik, nereden nereye geldik” diyebilir. Hatta son MGK kararının ve kurulun şimdiki şemasının yanına bu belgeyi ve ait olduğu dönemin protokolünü iliştirip pekâlâ iyi bir seçim malzemesi olarak kullanmaları işten bile değil.

Sanırım, AK Parti cephesinden Yalçın Akdoğan’ın haber üzerine yaptığı “2004'teki MGK kararı hükümet tarafından yok hükmünde kabul edilmiştir” açıklaması bu gidişatın habercisi gibi.

Bülent Arınç’tan da bir “Kurban olduğum Allah verdikçe veriyor” açıklamasının gelmesi de şaşırtıcı olmaz.