• 8.12.2013 00:00
  • (3176)

 Boynuna dek sıkıca iliklediği gömleğinin üzerindeki kaba ceketi ve hepsinden önemlisi başındaki emmi kasketiyle yeşil gözlü, yakışıklı genç bir adam...

İşkencede vahşice öldürülen, 68 kuşağının “efsane” isimlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın son dönemlerde yeni fotoğrafları ortaya çıksa da, hiçbiri bu portresini akıllardan silemedi.

Daha sonra onu Malatya’daki evinde saklayan Süleyman Kırteke, Kaypakkaya’nın bu giysileri, tebdili kıyafet amacıyla tek bir kez giydiğini, bir kostüm olduğunu söylese de hiçbir şey değişmedi.

Zira anlam oluşturma çalışması, dizimsel olarak da kusursuzdu. O resim, üniversite öğrencisi, kentli, entelektüel genç bir adam olarak Nam-ı diğer İbo ile tezatlık taşı da, başında bulunduğu Mao’cu ve kırdan kente devrimi savunduğu için “Köylüler” diye anılan hareketiyle birebir örtüşüyordu.

Evet, bu fotoğrafın seçimi ve yayımı bir pop art harikasıdır. Öyle ya düşünün, Mustafa Kemal gibi bir karakterin bile, tüm sembolizasyon çabalarına rağmen tek bir “kareyle” hatırlanması sağlanamamışken Kaypakkaya için bu başarıldı.

Tabii ki bu hikâye bir reklam çalışması falan değil; sadece asri zamanlardaki en önemli ihtiyacımızı doyuracak kendiliğinden bir faaliyetin ürünü. Zira “maneviyatın” gitgide hayal olduğu bir dönemde, varoluşumuzu anlamlandırmak için, kendimizi ütopyaların peşine düşmüş şövalyelerle özdeşleştirmeye her zamankinden çok ihtiyacımız var.

Dolasıyla “onların” kurguya tabi tutulmamış, ham yaşam öykülerinden ziyade, en fazla bir iki sembolle tanımlanabilecek ve kolayca taklit edilebilecek imajları bizler için bulunmaz nimet.

Tak bereyi ol Che!

Boyat saçı sarıya, takın yüzüne şuh bir ifade ol Marilyn!

İç birinci ol devrimci!

Üstelik artık yeni kamusal alanımız olan Twitter gibi mecraların “yeni gerçekliği” de bu maskeli balo için sınırsız imkânlar sağlıyor.

Gayrı “gerçek” yaşantımızın kendisi bir timeline. Anınızın, öncenizle ve sonranızla tutarlı olması ve bir süreklilik arz etmesi tali bir konu. Hatta bu “sanallık” öylesine güçlü ki, isminiz, etnik kimliğiniz, aileniz ve hatta cinsiyetiniz gibi dışınızdaki belirlenmişliklerden bile bir anda kurtulabilirsiniz.

Ne sosyopatlar tanıyoruz değil mi, sanal âlemde Don Juan olarak karşımıza çıkan...

“Yıl olmuş 2013 hâlâ ışınlama başarılamadı” diye yakınmayı da bırakın, komik oluyorsunuz. Baksanıza ışınlamanın bile ötesine geçtik; siz artık o an ne olmak istiyorsanız anında o’sunuz. Yapmanız gereken tek şey, kimin imajına bürünmek istediğinize karar vermeniz. Bir profil fotosuna, bir arka plana bakar.

Üstelik malzeme sıkıntısı da çekmezsiniz. Her gün bir fani dokuz tahta altına girip, sıkıcı, gerçek yaşamlarına imaj nakli bekleyen yüzbinlerce “hastaya” umut oluyor.

İngiltere’de bir alt geçitte sevgilisiyle birlikte paparazzilerden kaçarken can veren Diana, kendisine ağıt yakan Diyarbakırlıda reankarne oluyor.

Elvis Presley, evinde bile kendisinin kostümleriyle gezen, abartılı hayranlığında “hayatının anlamını” yakalayan on binlerce Amerikalı sayesinde mezarında huzur buluyor.

Daha dün Nelson Mandela öldü işte. Definden hemen önce mevta üzerinde imaj faaliyetleri de başladı. Kendisini henüz terörist listesinden çıkartan ABD Başkanı Obama gözyaşlarını zor tuttu. 1992 yılında Atatürk Barış Ödülü’nü reddedince ırkçı “Çirkin Afrikalı” manşetini atan Türkiye Türklerindir gazetesi anında tarihi eğiverdi. Böylece, her sabah düzenli olarak ırkçı yozdil yazıları paylaşan genç hürriyet okurlarına, en azından bir aylık malzeme verdi. Bir süre için hepsi “inci dişli zenci kardeşim Mandela” artık!

Nerede o eski direkler arası falan demiyorum elbette. Hayata anlam katmak için her gün yeni bir ölünün tasarım ürünü imajına bürünmek fantastik bir ve eğlenceli bir yöntem. Ama Godard’ın fotoğraf için söylediği “gerçeğin yansıması değil, yansımanın gerçeğidir”...sözünü unutacak kadar kopmamak lazım.

Çünkü başkalarının kurgu ürünü hayat hikâyelerinin büyüsü, butik yaşamımızın bizler için hazırladığı sürprizleri ıskalamamıza neden olabilir.

Orhan Pamuk’un, ömrünün bir yarısını başkalarına benzemek, diğer yarısını da onlardan kurtulmak için harcayıp sonuçta kendisi olamayan karakterlerine bir göz atın derim, ne hikmetler var.