• 22.12.2013 00:00
  • (3297)

 Kara ütopyalar felaketin, “bilgiye” ulaşmanın ve onu yaymanın katı bir denetim altına alınmasıyla geleceğini söylediler.

Orwell’ın 1984’ündeki gibi, egemenler kelimeleri yasaklayacaktı. Örneğin “Siyah olmayan renkler” tanımı dururken, “yeşili, sarıyı, maviyi” kullanmanın ne âlemi vardı? Böylece modernizme ait bir kavram olan, engellemeyen ve kabaca düşünmek üzerine düşünmek olarak tanımlayabileceğimiz “düşünümselliğin” sınırları daraltılacaktı. Hem zaten Modernizmin eseri bir “bataklık” da, modernizm reddedilerek oluşturulmazdı elbette. Enformasyonu yaymanın engellenmesiyse zaten basit olandı.

20. yüzyılın iletişim ortamında da bu yöntemler tepe tepe kullanıldı. Marx’ın üzerinde ısrar ettiği, iletişim araçlarının (means) maddiliği talileştirildi. Alemdar’ın belirttiği gibi, İletişim araçlarının (Means of communication) maddiliği “kitle araçları” (mass media) gibi kavramlarla karanlığa gömüldü. Onun maddi olmayan yönleri abartıldı. Böylece medyaya toplum içinde olduğu halde toplum üstü bağımsız bir karakter verildi ve bunun sonucu olarak da kitle iletişim araçlarının ürünü, iletişim sürecinin yerini aldı. Egemenlerin denetim-sınırlamadaki rolü ve sorumluluğu, eserlerin içeriğine yapılan vurgu ile doğallaştırıldı.

Ne var ki henüz başlarında olduğumuz yeni binyılda bu dezenformasyon yöntemleri kaba kaçmaya başladı. Hem zaten kimilerinin postmodernizm, Kermode ya da Foster gibi düşünürlerin ise “modernliğin kendini anlamaya başlaması” dedikleri dönemde, kaba denetim mekanizmaları işlevsel de olamazdı.

Ve böylelikle yeni binyılda, kara ütopyaların özgürlük olarak sunduğu bilgiyi üretme ve yayma özgürlüğü, sansürün en ala türü olan karartma için etkili bir silah olarak kullanılmaya başlandı. Yani özgürlük silahıyla vuruldu.

Enformasyona ulaşma ve onu yayma özgürlüğü, bilgiyi muğlaklaştırdı ve gizlendiği dönemlerdeki ulaşma umudunu aratır şekilde onu milyonlarca sahte imitasyonu içinde âdete yok etti.

Bizler iğnenin düştüğü bu samanlıkta “Bilgi çağı” böbürlenmeleriyle kendimizi tatmin ederken, belki de insanlık tarihinin gördüğü en yaygın cahiliye dönemine girdiğimizi fark edemedik.

Egemenlerin kendi ürünleri olan bir silahı, muhaliflerine altın tepsi içinde illa ki sunmayacaklarını dillendirmek ise komplo teorisi yaftasıyla çöpe atıldı. Oysa siyasetin kendisi komplodan başka neydi ki?

Küreselleşmenin itekleyici ve hatta belirleyici gücü olan internet, dünyanın fiziki sınırlarını, duvarları ne güzel yıkmıştı değil mi?

Küreselleşme karşıtı hareketler bile bu büyünün gücünü fark edip kendilerini alternatif küreselleşme yanlıları olarak tanımlamaya başladılar. Onun üzerinden örgütlendiler, propaganda yaptılar.

Ne kadar güzel değil mi, internette bilgisayarınıza bir soru sorup ekranınızda milyonlarca cevabın akması? Bu bir milyon cevabın birbirine taban tabana zıt önermeler içermesi ise, “sorun” bile değil. Zira doğrular içinden hangisini seçeceğiniz tercihinize bağlı. Üstelik isteseler evinizden çıkmanıza engel olabilecek muktedirler bile sizin o bilgiye ulaşmanızı “engelleyemiyor” ya hani. Tanrım bu ne büyük bir hürriyet!

Ama artık bu geri döndürülemez bir süreç. Zaman ve uzamın sınırlarından kurtulup bir tıkla bilgiye ulaşma sanrısının cazibesi, kolaylığı dururken, zor olanı önermek romantiklikten başka nedir ki?

Peki, ama bilmek şüpheden kurtulmak için değil miydi? İyi de bildikçe şüphemiz artmıyor mu? Birkaç gündür sanal ortamda tedavüle sürülen gizli görüntülere bakın. Evet, varlar, onlara ulaştık. O halde kaçımız “gerçek mi” sorusuna kendinden emin şeklide “evet” yanıtını verebiliyor. Nitekim çoğunun gerçek olmadığı da ortaya çıktı. Ama ne gam, bu iddiaların her biri artık insanlığın sanal ortak birikiminde bir “veri” olarak kayda geçti. Onlar, şimdi ve gelecekte ulaşılacak nadide enformasyonlar.

Üzerimize şelaleler gibi akan enformasyonun gerçeklik algımızı hasta eden anlık ferahlığının ve bilincimizi esir alan siyasi hamasetin o çok değerli şüphe kırıntılarımızı gidere sürüklemesine izin vermeyin. Bu kadar az bilip bu denli “emin” olmamızın ürpertici kibri üzerine düşünmekten imtina etmeyin.

Zira Giddens çok haklı, modernlik koşullarında hiçbir “bilgi,” bilmenin “emin” olmak demek olduğu eski anlamındaki “bilgi” değil.