• 24.12.2013 00:00
  • (2698)

 Bir ara da tartışma programlarında moda “Önce Apo’ya terörist de” idi. Cinnet vatanın gözü dönmüş linççileri, Kürt sorununun esasına yönelik yorumlar yapıp statükoya işaret eden, diyalogdan, siyasi çözümden bahsedenleri akıllarınca böyle sıkıştırıyorlardı. Hatta cebinde bir avuç dolusu bayrak rozetiyle gezen kadrolu münazaracılar, program esansında punduna getirip sıkıştırdıkları hasımlarının yakalarına rozeti iliştiriverirlerdi.

Tacizler karşısında konuşmaya devam edebilmek için “Evet yasalar açık, teröristtir” demeniz de fayda etmezdi. Zira bu ikrarın ardından, “Terör varsa neyin diyaloğundan bahsediyoruz konu kapanmıştır”a atlanıveriyordu.

Siz istediğiniz kadar “Ama, ama…” diye söylenin, terörü, çatışma ortamını tartışmanın, bir aktörün teröristliğinin tescilinden öte bir mevzu olduğunu anlatmaya çalışın, boşunaydı. Dahası konuya dönmeye yönelik her türlü çabanız, “terörü savunmaya” eşitleniyordu.

Elbette, ağızlardan alınmaya çalışılan bu malumun ilamı bir gerçekliği ifade etse de, tekrarının yıllardır akan kanın çözümünde hiçbir katkısı yoktu. Ayrıca takdir edersiniz ki bu hamasi yaklaşım, sorunun savaşçıların istediği gibi bağlamı dışında tutulmasına ve sonunda müzminleşmesine neden oldu.

Neyse ki birkaç yıldır tabular aşıldı da bu akıl tutulmasından çıktık ve Kürt sorununun aslını konuşmaya başladık. Bu ajitasyonlar da kimsenin kullanmaya yeltenemeyeceği kadar pespayeleşti.

Ne var ki yöntem hâlâ işlevsel. Gündemdeki yolsuzluk operasyonlarının ardından da benzer bir hava esiyor. Tartışmalarda, benzer bir mantığın ürünü olan “Önce yolsuzlukları, rüşveti kına” sözü, öze dair bir argümanmış gibi dillendiriliyor.

Konuşmanızın ya da yazınızın başında, sonunda ve ortasında, zaten soruşturma sürüyorken ve muhatapları bile iddialara konu olan fiili suç olarak kabul ediyorken, “Elbette suçtur. Yolsuzluk ve rüşvet iddialarının üzerine ayrım yapılmaksızın sonuna kadar gidilsin” demeniz de kâr etmiyor. Zira sonrasındaki tespitlerinizin konu dışına çıkmak olduğu savlanıyor.

Oysa girişte verdiğim örnekte olduğu gibi, nasıl teröre bulaşanlara terörist demek Kürt sorununun özünü konuşmak değilse, paralel bürokratik örgütlenmenin yalnızca son hamlesinin ayrıntılarına odaklanmak da mevzuun aslını, yeni vesayeti konuşmak anlamına gelmiyor.

Evet, asli meselemiz güvenlik ve yargı bürokrasisindeki bir paralel örgütlenmenin, askerî vesayetten boşalan alanı talep etmesidir. Gündemdeki rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları da tıpkı MİT operasyonunda olduğu gibi, bu hedefe ulaşmak için siyasal iktidarın siyaset dışı odaklar tarafından siyaset dışı yöntemlerle “sıkıştırılmasıdır.” Dolaysıyla kastedilen de AK Parti’den öte, ona yasal ve meşru yollardan süreli yönetme hakkı veren halkın egemenliğidir. Tıpkı askerî vesayetin yaptığı gibi.

Düşünün, verdiği “hizmet” karşılığında dairenizde birkaç odayı talep eden elektrik idaresi memuru bir sabah yine kapınıza dayanıyor. Ev sahibinizle yasal ve meşru olarak yaptığınız sözleşme sonucunda süreli oturma-kullanma hakkına sahip olduğunuz dairenize giriyor. Ve siz bu gasp girişimine itiraz edince, evinizde kullandığınız elektriğin kaçak olduğunu söyleyerek sizi suçluyor. Yetmiyor, aynı saatlerde “birileri” de dairenizin bulunduğu mahallenin sakinlerine, ev ahalinizden kimilerinin banyodaki çıplak görüntülerini servis ediyor. Kaçak elektrik kullanımının suç olduğunu ve soruşturulmasını kabul ettiğinizi söyledikten sonra, gasp girişimine karşı durmanız ve hakkınızdaki iftiralardan yakınmanız ise kaçak elektrik suçlamasını örtme girişiminiz olarak lanse ediliyor.

Soruşturma sürecinin "kör gözüm parmağına“ kasıtlarına, ”operasyonun 7 Şubat krizinden beri meşhut yapının hamleleriyle süreklilik arz etmesine, beş benzemez gazeteler-TV’ler üzerinden yürütülen manipülatif medya faaliyetlerine, iftiralara ve dava tehditlerine girmiyorum bile.

Ama Kürt sorununun netameli günlerindeki linç atmosferinin dağılması gibi yeni vesayet hamlelerinin ajitasyonları da elbet afişe olacak. Ve bizler oturup, kimlerin dün askerî vesayeti, bugünse sivil vesayet girişimlerini desteklediğini, kimlerinse her iki durumda da halkın meşru temsilcisi sivil siyasetin safında durduğunu bir bir hatırlatacağız.