• 25.12.2013 00:00
  • (3039)

 Gezi süreci ve son gelişmelerin ardından “nedeni” netleşti gerçi ama Taraf’tan bir gece operasyonu ile tasfiye edildik.

Yıllarca paraya pula, onca davaya bakmadan gazeteye emek veren insanlar birer birer yazı işlerinden atılıp yerlerine Halk TV programcıları ve adını sanını bilmediğimiz, gazetenin dokusuna yabancı isimler atandı. Onlar da “işlerini” layıkıyla yapıyorlar bildiğiniz üzere. Gün aşırı gazetenin eski yazarlarına, emekçilerine saldırıyorlar. Bir gün eski yazarlarından birine “tecavüzden sabıkalı” iftirası atıyorlar. O yazar köşesinde sabıka kaydını yayınlamak zorunda kalıp da herkes kendilerinden özür ve istifa beklerken bu sefer dava tehdidine soyunuyorlar. Kendi gazetelerindeki isimlere soruşturma açılınca manşetten basın özgürlüğü çığlığı atıp, yayınlarını eleştiren gazetecilere “dava kıskacına alacağız” tehdidini yapmaktan çekinmiyorlar. 

Neyse… Sözcü’yü eleştirmeye ne kadar enerji harcıyorsam, bunlar da fazlasını hak etmiyorlar, uzatmayayım. Tasfiye edilenler olarak sayımız da oldukça kabarıktı; “görülmeyecek” gibi değildik hani. Ne var ki hakkaniyetli birkaç kalem dışında, nerdeyse son dönemde işinden olan gazetecilerin sayısına eşit olan bu tasfiye, ibretlik bir suskunluk sarmalına gömüldü.

Sağ olsun görenler de mevzua, geçenlerde bir okurumun hatırlattığı gibi, Nazlı Ilıcak’ın bana gönderdiği twitteki şekilde yaklaşıyorlardı:

“Patron istediği yönetimiyle çalışır. Oral’ın gitmesine ben de üzüldüm ama siyasi eğiliminiz sebebiyle mi işten çıkartıldınız?”

Aslında yazı burada bitse olur, haklısınız.

Ama devam edelim; zira işten çıkartılmalar, mobingler, yazdırılmamalar da devam ediyor, malum riyakârlık da.

Acun Ilıcalı bir kanalı satın alıyor. Haber değil eğlence ağırlıklı bir mecra hedeflediğini açıklıyor. Televizyondaki işleri habercilik olan onlarca meslektaşımız da işinden oluyor. Tepkiler çığ gibi geliyor. Gelsin de, hepsi tanıdığımız, mesleki başarılarını takdir ettiğimiz ve işlerini kaybetmelerine üzüldüğümüz insanlar.

Ama insanın, serbest piyasanın doğasına uygun olsa da vicdanen içimizi yakan bu gelişmeye verilen tepkinin binde birini, mesela Leyla İpekçi Zaman’la “yollarını ayırmak zorunda kaldığında” da görmek istemesi çok mu garip?

Ya da Nazlı Hanım işinden çıkartılınca neden “susturulmuş” oluyor da, veda yazısı bile yayınlanmayan ve kendisinden duyulan rahatsızlığın yönetimce tarafına iletildiğini söyleyen Vedat Bilgin “gazetesiyle yolları ayrılmış” sayılıyor.

Acaba “anlayışsızlıklarının”, körlüklerinin nedeni yine “gazetesiyle yolları ayrılan” Ahmet Taşgetiren gibi isimlerin mağduriyetlerini “Gelinen noktada, gazetede yazı hayatımın zorlaştığını ve böyle bir vedanın kaçınılmaz hâle geldiğini düşünüyorum” naifliğinde ifade etmeleri mi?

Çelişkilerin listesi uzar da uzar. Yok, hiç  “Siz kendinize bakın” falan demeyin. Zira göğsümüzü gere gere bakarız. Mesela, bire bir Cüneyt Özdemir’in ismi üzerine başlayan tartışmada “AKP gönderilen her yazarla eksiliyor” başlıklı yazıları da yazan benim, Mehmet Altan için kalem oynatan bir iki isimden biri de. Ya da Hasan Cemal’in Milliyet’ten gönderilmesinin ardından yazdığım yazıyı basan da, kendisini gazeteye bizzat davet eden Markar Esayan’dı, hatırlatalım.

Evet, arkadaşlar bu riyakârlık artık fazlasıyla sırıtıyor. Eğer hakikaten derdiniz mesleki dayanışma, basın özgürlüğüyse, dün Radikal’in işten çıkarttığı gazetecilere verdiğiniz yoğun desteğin sahici görünmesini istiyorsanız, kovulan, yazamaz hâle getirilen diğer meslektaşlarınıza hiç olmazsa bir 140 karakterlik vefa göstereceksiniz. Vakit birinin fotoğrafını basınca “hedef gösteriyorlar, linç ediyorlar” dediğiniz gibi, yeni Taraf eleştirilerinden ötürü eski bir yazarını özenle seçtiği fotoğrafı eşliğinde “dava kıskacına” almakla tehdit edince de iki çift laf edebileceksiniz.

Zor değil mi? Cevap vermek için kıvranmayın, gösteriyorsunuz, görüyoruz, biliyoruz işte.

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/melih-altinok/577435.aspx