• 17.01.2014 00:00
  • (3259)

 Bir kere siyasetin arkasında dursaydınız Sayın Kılıçdaroğlu, bir kere… Oysa bu ne büyük fırsattı ve sizin de fırsatlara ne çok ihtiyacınız vardı bugünlerde.

Evet, HSYK’daki bürokratik oligarşinin dağıtılmasına yönelik hükümetin önerisine ilk başlarda verdiğiniz desteği ne olduysa geri çekmenizden bahsediyorum. Hani gerekçe olarak da “samimi değiller” dediniz ya…

Cumhurbaşkanı Gül’ün son derece faydalı olduğunu düşündüğüm, muhalefet liderleriyle yaptığı zirvenin ardından verdiğiniz “AB’li ve siyaset vurgulu” mesajlar ne kadar yerindeydi aslında. Eminim siz de bizler gibi anketleri takip ediyorsunuz. Seçmelerinizin büyük çoğunluğu da bu oligarşik paralel yapının tasfiye edilmesine desteklerini sunuyorlar. Yani bu kez siyaseti destekleyerek alacağınız “risk” de azdı. Partinizdeki İslamofobik-ulusalcı kesimlerin sesi de fazla çıkmazdı. Kolay olurdu yani.

Ama ne yazık ki yapamadınız. En azından şimdi böyle söylüyorsunuz.

Girizgâhtaki, “bugünlerde” vurgum da rastgele söylenmiş bir şey değil. Hakikaten bugünler herkes için tarihî son karar anları. Doğru, paralel yapılanma bugün sandıkta yenilemeyen siyasal iktidara operasyon çekiyor ama diğer siyasi aktörler de hedef tahtasında. Üstelik kayıt dışı siyasetin, türlü çeşitli vesayet odaklarının potansiyelini en iyi bilen isimlerden birisiniz. Geçen seçimler öncesi AK Parti’nin karşısına “daha güçlü bir CHP” çıkartmak için eski genel başkanınız Deniz Baykal’a yapılanları hatırlayın. Ya da MHP’li vekillerin birbiri ardına piyasa sürülen gizli görüntülerini...

Dolayısıyla yakın çevrenizden ve medyadan gelen, bu darbe girişiminin “düşmanınızı yıpratacağı” yönünde telkinlerin en çok sizi zayıflattığını nasıl olur da görmezsiniz? Bu, hükümete ve Erdoğan’a değil, siyasete bir saldırı. Zira eski vesayetin yerine çöreklenen yapı da tıpkı eskileri gibi, siyaset geçer akçe olursa kurdukları oligarşik bürokratik yapının işlevsiz kalacağını çok iyi biliyor.

 

Pragmatist değil ilkesel tutum

Üstelik siyasete sahip çıkan cephenin genişlemesini savunanların yukarıdaki önerilerini şekillendiren motivasyon da siyasi pragmatizm falan değil. Siyaseti savunurken asıl ilkesel olarak doğru bir noktada konumlanmış olacaksınız. Çünkü tehlike altındaki, tüm yasal ve meşru siyasi aktörlerin er meydanı olan ve yeni yeni imara açılan sivil demokratik siyaset arena.Yani biz vatandaşların kayıtsız şartsız egemenlik hakkı.

Sayın Gül’le görüşmenizin ardından kriter olarak gösterdiğiniz AB’de de, parlamentolar hatta hükümetler HSYK’nın muadillerinin yanı sıra yüksek yargıda da atamalar boyutunda söz sahibi. İsveç, İspanya, Hollanda, İtalya… Zira evrensel ilke, yargıya siyasi müdahale tanımını, “süren yargılamalara müdahil olmakla” sınırlandırır.

 

İsterseniz CHP’nin tarihine de bakın

Ecevit’in, 80 öncesindeki "Karaoğlan" dönemini önemsediğinizi her fırsatta dile getiriyorsunuz. Yıllarca süren düşüşün ardından CHP’nin 73 seçimlerinde birinci parti olmasının ve 77 seçimlerinde de yüzde 41’i yakalayarak kırdığı rekorun nedeni neydi sizce? Sadece Kıbrıs harekâtının prestiji ya da Ecevit’in seçim çalışmasında Atçalı Kel Memed Efe'nin romantik sözlerini kullanması mı? Hayır! Zira CHP, sonrasında milliyetçi argümanları da kullandı, sol romantik söylemleri de, bol bol… Ama asla Ecevit’in rekorunu egale edemedi.

Ecevit’in başarısının en önemli nedeni, acıdır, o dönem radikal solu utandırıp 70 muhtırasına, yani darbeye karşı sergilediği radikal karşı duruşun meydana getirdiği havaydı. Ecevit CHP tarihinde ilk kez bürokrasiden yana değil, halkın iradesinden ve siyasetten yana tavır koyarak partisinin "makûs talihini" geçici olsa da değiştirmişti. Yüzde 70/30 psikolojik sınırı kırıp yüzde 41’e çıkmasında, bu siyaseti savunan tavrı sayesinde muhafazakâr seçmenden aldığı oyun katkısını inkâr etmek için de kör olmak lazım. Bu halkın kahir ekseriyeti her zaman sivil siyaseti savunan siyasi partilere teveccüh göstermiyor mu? 50’den beri seçim sonuçları bu kararlığının bir manifestosu değil mi?

Doğru, sonra Ecevit de çok değişti ama bu ışık tarihte yanmaya devam ediyor işte…

Köşelerinde, Sarıgül’ün, Feyzioğlu’nun performansını gösterip sizi yeni vesayete ilişmeye razı etmeye çalışanların yazılarını bırakıp, yakın tarihe dair kitaplara bir göz atmanızı tavsiye ederim.

Ya seçimlerin ardından Bahçelivari hesaplarla oyunuzu arttırdığınızı anlatıp herkese yine “yaş günü pastamızı vestiyerde unuttu” dedirteceksiniz. Ya da HSYK’da ve diğer alanlarda halkın meşru temsilcisi parlamentonun atamalar boyutunda müdahil olma hakkını, siyaseti savunup, AK Parti’den rol çalacak ve CHP’nin kendisine de, demokrasiye de “katacaksınız.”

Neden olmasın(dı).