• 21.01.2014 00:00
  • (2582)

 Başbakan Erdoğan’ın Brüksel’deki görüşme listesi hayli kabarık. Herman Van Rompuy, Jose Manuel Barroso, Martin Schulz, Stefan Füle, Elmar Brok, Helene Flautre, Ria Oomen-Ruijten…

Türkiye’nin AB üyeliğini, birliğin müktesebatının “rötuşsuz” meclisten geçirilmesini isteyecek kadar radikal biçimde savunan biri olarak diyalog kanallarının açık tutulmasına seviniyorum. Zira Birlik yetkililerinin ve Avrupa kamuoyunun Türkiye algısı sistematik olarak manipüle ediliyor.

Yo Avrupa sağından, ırkçılarından ya da oryantalistlerinden bahsetmiyorum. Zira bu manipülasyonda hiçbiri Türkiyeli muadillerinin eline su bile dökemez.

Baksanıza, Erdoğan’ın bu diyalog hamlesi öncesinde boş durmadılar. AB üyeliğini destekler gibi yapıp, her yazısında “bunları birliğe almayın” diyen aksaçlıyı, “atom bombası yapıyorlarmış diyorlar” diye destekledi bir diğeri. Yabancı dilde yayın yapan gazetelerinde “Prime Monster” tarzı "çocukça" hatalar yapanlar, Türkçe gazetelerinde tashihe dikkat ediyorlardı kuşkusuz. Ama azıcık eğreltme de kimsenin gözüne batmazdı bu toz dumanda değil mi?

Örneğin Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Üyesi Andrew Duff’un HSYK düzenlemesiyle ilgili eleştirisi, pekâlâ birliğin kurumsal açıklaması olarak verilebilir hatta “ilişkiler askıya alınabilir” şeklinde sunulabilirdi.

Bilmiyorum “bizimkilere” konuşan bazı AB yetkilileri açıklamalarının nasıl “kullanışlı” halde Türkiye kamuoyuna sunulduğunun farkındalar mı?

Zira kendilerinin bu açıklamaları Türkiye’nin birliğe üyeliğine karşı çıkmak için değil, hızlandırmak amacıyla yaptıklarından kuşku duymuyorum. Ama bilmeliler ki, beyanatları, Türkiye’deki büyük barış sürecinin ve sivilleşmenin lokomotifi AK Parti’ye karşı çeşitli vesayet odaklarının elini güçlendirmek için bir silah olarak kullanılıyor. Daha dün edilen sözler, bugün unutuluyor.

Örneğin, Sayın Duff da, kendisinin de katıldığı bir panelde konuşan Zaman yazarı, zamanın Şahin Alpay’ının şu sözlerini bizim gibi hatırlar mutlaka:

“AK Parti'nin kuruluşundan itibaren Millî Görüş çizgisini reddederek Kopenhag Siyasi Kriterlerini benimsemesi fevkalade bir dönüşüm…”

Evet, Sayın Duff ve yukarıda adını saydığım, sayamadığım tüm samimi AB yetkilileri… Türkiye’deki bu “fevkalade dönüşümün” niteliğini anlamak, siyaseten doğruculuğun bir adım ötesine geçip yorumlarda bulunmak için size naçizane tavsiyem, enformasyon kaynaklarınızı çeşitlendirmeniz.

Kemalist paradigmanın yılmaz savunucusu muhalefet partisinin liderinin mektuplarında “AB özlemimiz” yok. Askerî vesayetin yerine göz diken oligarşik yapının unsurları da antidemokratik hedefleri için meşruiyetinizi suiistimal ediyor. “Bomba ihbarı” yapacak kadar gözlerini karartan aksaçlıların derdi günü ise kaybettikleri ayrıcalıkları…

Eğer Türkiye’nin demokratikleşmesini ve sivilleştirmesini kurumsallaştıracak AB üyeliğimize katkı yapmak istiyorsanız, eleştirilerinizin amacı buysa Türkiye’nin askerî vesayetin ardından bugünlerde mücadele ettiği tehlikeye de gereken önemi verin. Hükümetin muhalif Kürt milletvekillerinin de desteğini alarak HSYK’da yapmak istediği yasal düzenlemenin, askerî vesayetin ardından boşalan alana yerleşen siyaset dışı bir yapılanmaya karşı olduğunu göz ardı etmeyin.

Türkiye sağının kadim paranoyası “Kıbrıs paradigmasını” tepe tepe kullanmak varken, “birleşik Kıbrıs’ı” savunacak kadar level atlayan muhafazakârların, fevkalade dönüşümüne kulak kabartın. Türkiyeli liberallerin, demokratların, özgürlükçü solcuların, Kürt siyasetinin, Avrupalı demokrasi otoritelerinin “halkın iktidarını askerî-sivil bürokrasiyle paylaşmama” ilkesini sahiplenişini görün.

AB karşıtı Türkiyeliler kadar bizlerin sesini de duyuyor musunuz?