• 14.02.2014 00:00
  • (2909)

 Demokratik özerlik kadar çok tekrar edilen ancak kimsenin içeriğini tam olarak bilmediği çok az kavram vardır sanırım.

Hatta aklıma, bir gazetenin dönemin BDP Grup Başkanvekili Bengi Yıldız ile yaptığı mülakat geliyor. Yıldız, gazetecinin “hocam nedir bu demokratik özerklik” şeklindeki 27 seri sorusunun hiçbirine cevap verememişti.

Konu bir dönem bu denli popülerleşince ve “acayiplik” benim de dikkatimi çekince, mevzuu sosyolog Mesut Yeğen’e sormuştum. Bu kavramın yerinden yönetimin güçlendirilmesiyle alakalı düzenlemeler içeren, federasyon gibi modelleri değil 1921 Anayasası perspektifine dayanan bir içerikte olduğunu anlamıştım. Ayrıca bu kavram başka adlarla ve yöntemlerle tanımlansa da, genel bir hedef olarak AK Parti'sinden CHP’sine kadar neredeyse tüm partilerin seçim vaadiydi. Dahası Türkiye, bazı maddelerine çekince koysa da Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndan çok da farklı olmayan bu konuyu yıllardır yasal zeminde tartışıyordu da.

Bunun üzerine Yeğen’in açıklamalarından yola çıkarak eski gazetemde şu manşeti kullanmıştık:

“Herkese demokratik özerklik” (22.12.2010/Taraf)

Öyle ya, bu evrensel demokratik standarttan Diyarbakırlı da yararlanmalıydı Eskişehirli de…

Ama ilginçtir, tüm muğlaklığına rağmen bu kavram tek bir anlamı varmış gibi çarpıtılarak kullanıldı. Birilerince en umut verici vaat, başkalarınca da duyulduğunda “Allah korusun” denilecek bir tehdit olarak…

 

Korkular yeniden ısıtıldı

Epey bir aradan sonra, bu kavram çarşamba günü yeniden gündemimize taşındı. Diyarbakır’da konuşan BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş şunları söyledi:

“Burada asıl inşa edilecek şey kültür merkezleri değil, asıl inşa edilecek şey demokratik özerkliktir. Halkın kendini yönetebilme anlayışı, mekanizması, sistemidir… Burada kendi anadillerimizle, Kürtçenin, Arapçanın lehçeleriyle, Ermenice, Süryanice ile bu toplum artık kendi diliyle hizmet almanın aşamasına geldi. Biz bunları devletten beklemeyeceğiz. Ders kitaplarımızı kendimiz basacağız. Her dilde matematik kitabımız da olacak, coğrafya kitabımız da. Çocuklarımıza bizler kendi imkânlarımızla eğitim vereceğiz. Biz devleti beklemek zorunda değiliz. AKP'nin bu konuda insafını, vicdanını beklemek zorunda değiliz. Yapacağımız iş anayasaya, yasalara aykırı bir iş de değildir. Son derece meşru, haklı temellere dayanan, bir halkın kendini yönetme kendi diliyle, kültürüne yaşama hakkına sahip çıkma meselesidir. İşte BDP'li belediyeler bütün bu hizmetleri her yerde hayata geçirecektir..."

Demirtaş’ın açıklamaları üzerine, Oslo’daki barış görüşmelerinden, MİT’in çözüm için rol üstlenmesinden ve bir yılı aşkın süredir devam eden Çözüm Süreci’nden rahatsız çevreler harekete geçtiler. Daha bir hafta önce 15 yıl önceki sorgu görüntülerini yayınlayıp Kürtlere “Çözüm iradesi gösteren Öcalan sizi satıyor” diyenler manipülasyonunda eli yükselttiler. Demokratik özerklik kavramını, tıpkı PKK ve çevresindeki gerçeklerden, tabandan kopuk marjinallerin perspektifinden yorumlayıp “bölünme” diye manşetlerine taşıdılar.

“Demirtaş açıkladı. BDP seçimden sonra bölgede demokratik özerklik ilan edecek!”

Demirtaş’ın açıklaması gayet “açıklayıcıydı” ama bu provokasyon üzerine bizzat BDP’den açıkça ve sert bir yalanlama geldi:

"Bugün Diyarbakır'da toplu açılış töreninde konuşan Genel Başkanımız Sayın Demirtaş'ın açıklamalarında iddia edildiği gibi 'Seçimlerden sonra özerklik ilan edeceğiz' şeklinde hiçbir ifade yoktur. Sayın Demirtaş konuşmasında yerel seçimlerin önemine işaret ederek halkın kendi kendisini yönetme sürecine vurgu yapmış ve bu anlamda demokratik özerkliğin inşasıyla ilgili süreçten söz etmiştir.”

 

Yoksa özerkliği siz mi istiyorsunuz?

Olsundu. Mevzu barışı dinamitlemek, batıdaki kamuoyunu kışkırtmaksa, yalanlama teferruat değil de neydi ki?

Yalanlama, manşetlerine saatler kala gelmesine rağmen provokasyonlarını ertesi güne taşımaktan imtina etmediler.

Bugün: “Seçimden sonra özerklik”

Aydınlık: “Bölüyorlar”

Haber, manşetten olmasa da Sözcü, Yurt, Cumhuriyet gibi gazetelerin de ilk sayfasındaydı. Bir gün önce, Diyarbakır’daki billboardlardan Öcalan’ın posterlerinin sökülmesini, “Önderliği yırtıyorlar” diyerek duyuran “Türkiye Türklerindir gazetesi” Hürriyet de atlamamıştı elbette.

Şimdi hal buyken sormak hakkımız değil mi? Sizce manşetlerde “bölünme”ye eşitlenen bu “Özerklik”i, kim istiyor?

Israrla “Böyle bir planımız da beyanımız da yok” diyen egemen Kürt siyasal hareketi mi? “Cihan Yalan Ajansı” başlıklı haberinde, “Demirtaş’ın konuşmasını maksatlı bir şekilde ‘Seçimden sonra özerklik ilan edeceğiz” başlığıyla yayınlayan Gülen Cemaatine yakın Cihan Haber Ajansı’nın haberini "BDP Genel Merkezi yaptığı yazılı açıklamayla anında yalanladı" diyen Özgür Gündem mi? Okurları mı?

Yoksa yalanlamalara rağmen bu paranoyayı ellerini ovuşturarak manşetine taşıyanlar mı?

Hakikaten siz ne istiyorsunuz?

Başka sorum yok.