• 5.03.2014 00:00
  • (3219)

 28 yaşındaki Onur Yaser Can 2 Haziran 2010 yılında uyuşturucu madde sattığı gerekçesiyle narkotik tarafından gözaltına alınır, bırakılır. Ancak Onur 23 Haziran’da yeniden Şube’ye çağrılınca kendini odasının penceresinden atarak intihar eder.

Onur’un Şube'ye gitmektense ölümü seçmesinin nedeni, işkence görmesi ve korkmasıdır. Kendi ifadesiyle  “Onuruyla oynanmış, hakarete uğramış, çırılçıplak soyulmuş, yere 'çökertilmiş'tir.”

Bu acı gelişme üzerine ailenin hukuk mücadelesi başlar. Ama nafile. Baba

Mevlüt Can’ın anlatımına göre, işkenceyi doğrulayan polislerin tayini

çıkar, HSYK soruşturma izni vermez, gözaltı kayıtları incelenmez… Polisler sadece belgede sahtecilikten ceza alır. Aile daha sonra AİHM’ye başvurur.

3.5 yıldır bekleyişlerini sürdüren Can ailesi, geçtiğimiz günlerde bir dram daha yaşadı. Oğlunun ölümüyle yıkılan Hatice Hanım da tıpkı Onur gibi kendini balkondan atarak hayatına son verdi.

Elbette ilk kez karşılaşmıyorum ama günlerdir bu kahredici olay üzerine

düşünüyorum. Doğrudur 10 yıl öncesine kadar bir devlet politikası olan “sistematik işkencenin” önlenmesine dair ciddi adımlar atıldı. Hatta şükür nihayet ibretlik işkence cezaları bile gördük.

Örneğin bir mahkeme, cezaevinde dövülerek öldürülen Engin Ceber davasında, yalnızca

darp yapan memurların değil, işkenceyi önlemeyen cezaevi müdürünün de

müebbet hapis almasını şöyle gerekçelendirdi:

“Metris Cezaevi 2. Müdürü F.K da işkenceyi gördüğü, görmediyse bile meslekî tecrübeleri ile fark etmiş olduğuna itibar edildiği…”

Ama olumlu gelişmeler, Can ailesinin dramı gibi hâlâ karşılaştığımız örnekleri “münferit vakalar” diye geçiştirmemizi sağlamaz. İşkenceye sıfır tolerans diyen hükümet, bu alanda tavizsiz olmalı.

İşkence mağdurlarını etnik ve ideolojik ayrıştırmaya tabi tutanlar da, bu

insanlık mücadelesini değersizleştirdiklerini artık anlamalılar. Zira işkence

yalnızca politik bireyler gördüğünde kınanacak bir durum değil,

mağdurdan bağımsız değerlendirilmesi gereken insanlığa karşı işlenmiş

bir suçtur.

Tıpkı Onur’un ve annesinin dramı üzerine bir arkadaşımızın twitter’da yazdığı gibi.

“Çocuk,

polis işkencesinden intihar etmiş, annesi kahrından canına kıymış siz

hâlâ ODTÜ’lü Yaser Can. Ömründe okula gitmemiş olsa ne fark eder?”

İnsan Hakları Mücadele Planı, hemen şimdi

Bu yazıyı yazarken mail kutuma, Adalet Bakanlığı’ndan bir mesaj düştü. Mesajın ilişiğindeki İnsan Hakları Eylem Planı’nın ilgili bölümlerine göz attım.

Resmî Gazete'de yayımlanan bu plan, AB Müzakerelerindeki 23 faslın açılması için de en önemli kriterlerden.

Planda

tutukluluk ve gözaltı kriterlerinin AİHM içtihatlarına uygun hale

getirilmesi için ivedi ve yapısal reformlar öngörülüyor.

Şimdi, işkenceye

karşı mücadelede sade suya tirit, hiçbir işe yaramayan sloganları

bırakıp, evrensel meşruiyete sahip bu somut zemin üzerinden

yürüyebiliriz. Hükümeti elini çabuk tutup bu plana işlerlik kazandırması için sıkıştırmak bizim elimizde. Tabii işkenceyi, hükümete husumetimize kurban etmeyecek kadar önemsiyorsak. Göreceğiz bakalım.