• 7.03.2014 00:00
  • (2753)

 Aman Allah’ım atarlanmalar, afralar tafralar havada uçuşuyor.

İki yöneticinin kavgası sonucu tamamen kişisel gerekçelerle işinden olan kadın gazeteci, ancak iş mahkemelerini ilgilendiren mağduriyetini, muhalifliğinin bedeli diye satıyor.

Her darbenin destekçisi holdingin bünyesinde çıkan gazetelerin konforuna alışan abimiz, işten çıkartılınca küçük gazetelerin imkânlarına tenezzül etmemesini “yazdırılmıyorum” sosuyla tatlandırıyor.

Eğitim için yurt dışına çıkan karısına eşlik etme kararı alan televizyoncu, programına oradan da devam ettiği halde, seyahat kararını “iktidar tarafından sürgüne mecbur edildim” diye duyuruyor.

Ülke basınında tekel kuran grubun gazetesinin plazasına, başörtülü temizlikçi sokmayan sabık genel yayın yönetmeni, “ötekileştirildim ey halkım unutma beni” başlıklı yazılar döşeniyor.

RTÜK’ün hükümete yakın kanallara kesince “göstermelik” sayılan cezaları, merkez medyaya ya da cemaat kanallarına ulaşınca illa ki “yıldırma politikası” oluyor.

Ama her nasılsa, siyasal iktidara küfretmeyen yazının, yorumun linç edildiği, yandaş dedikleri medyanın devede kulak sayılacağı bu ortamda, güçlünün yanında yer almak “kahramanlık” sayılıyor.

Zenci medyasındaki meslektaşlarının, Nasrettin Hoca fıkrasındaki gibi, yakınmalarına bakıp “biraz da biz ölelim” dediği merkez medyanın abilerinin, ablalarının forsu "bimilyon."

Arkadaşlar, manşetlerle hükümet deviremeyecek kadar “aciz” düşmelerini dev aynasından çektikleri karelerle gözümüze sokuyorlar. Altına da mutlaka şu notu iliştiriyorlar:

 “Onur madalyamız!”

Youtube’daki selfi videosu tıklama rekorları kıran bir kardeşimizin dediği gibi, “Canım benlerim;”

Biz ne madalyalar gördük, halkın sandıktan çıkan iradesine karşı gösterdikleri üstün başarıdan dolayı karargâhta törenle gazetecilerin yakalara iliştirilen…

Muktedir derin iktidara sırtını dayayıp, onca oya rağmen adamdan sayılmayan mazlum siyasilere abanmanın dayanılmaz hafifliğiyle utanmadan parlatılan da parlatılan…

Ve şükür ki, ışıklarının hikmeti nihayet kavranan.

Bu ülkenin halklarına, demokrasisine, barışına karşı işledikleri suçların dosyası Arş-ı Ala’ya dayanan gediklilerin belki “ısrardan” başka şansı yok. Ama bu kulağı kesiklerin hikâyeleriyle mest olup aynı yola meyleden genç meslektaşlarımızın var.

27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta takılan madalyalar nasıl başa bela olduysa, laneti sahibinin peşini bırakmıyorsa, şimdikilerin de akıbeti farklı olmayacak.

17-25 Aralık’ta ve bugünlerde sandığa yönelik suikastlara verilen destek vesilesiyle haybeye dağıtılan madalyaların utancını da kapatmaya hiçbir sandukanın gücü yetmeyecek.

Aynen Tagore’nin dediği gibi bugünün madalyalarının utançla parladığı zamanlar da gelecek.

Matbuat tarihimiz ibretlik hikâyelerle dolu dostlarım ve dedim ya şans, esas oğlanları da hâlâ aramızda.